sofra.com
Restaurant Güncesi
Nisan 29, 2009 at 15:18 · Balıkçılar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
BirleÅŸik Krallığın en bilinen yemeÄŸi nedir derseniz, hiç düşünmeden “Fish and Chips” diyebilirim. Her bölgede bilindik bir F&C’ciye rastlamak mümkün. Londra’daki en bilinen “Fish and Chips” ise Holborn bölgesindeki ”Fryer’s Delight”.

KuruluÅŸu ise 1962′ye kadar gitmekte. Time Out London dergisi son 4 - 5 yıldır en iyi F&C restaurant’ı payesini vermekte.

Toplamda 4 - 5 masalık bir restaurant. Hafif kilolu iseniz masaya oturmak bir hayli zor olmakta. Doğru dürüst bir aspirasyon yok, üzerinizin yağ kokması kaçınılmaz gözüküyor. Ama belki kapının hep açık olmasından dolayı pekte öyle değil.

Fakat bu zorlukların hepsi gelecek balık için değer diye düşünmekteyim. Mezgit (Haddock), Pisi (Plaice), Morina (Cod) alternatifleriniz bulunmakta. Çıtır çıtır Cod Fish çok leziz. Yanında ev yapımı patates (genellikle sirke ile servis ediliyor) ve tartar sos ile muhteşem oluyor.
Ve tabii ki Londra ÅŸartlarına göre çok ucuz bir restaurant. “Cheap Eats in London” listelerinden hiç düşmüyor.
Pazar günleri hariç 12:00 ile 23:00 arasında hizmet vermekte.

Nisan 27, 2009 at 22:07 · Tatilde ne yenir, Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Cumartesi günleri, Londra’nın dört bir tarafında kurulan “market”lerde kaçırılmaması gereken ÅŸenlikler vardır. Bunlardan en önemlisi belkide “Borough Market” tir. Bizim pazarlardan farkı ise, daha ziyade “take away” satıcıların çokluÄŸudur. Hafif BeyoÄŸlu balık pazarı tadında bir yer.
Hemen pazarın giriÅŸinde “Wright Brothers” istiridyeleri var. Bu okyanus istiridyeleri pek bir lezizler.

Bütün standlarda ev yapımı fast food’lar var. Hamburger, tavuk, kaz, el yapımı çikolatalar, ev yapımı biralar vs. Hangisinin önünde çok kuyruk varsa tercihimizi otomatik olarak o yöne çeviriyoruz. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra ise üzerine bu harika krem karameller çok iyi geliyor.

Yok hayır yediÄŸiniz o devasa hamburgeri hala bastıramadığınızı düşünüyorsanız, “Chegworth Valley“in katkısız meyve suları denemeniz için emrinize amade…


Bir de Borough Market’ten Ultra Chocolate Brownie almayı unutmayın. Gerçekten çikolata ile kek arasında gidip gelen bu lezzeti kesinlikle kaçırmayın.
Ekim 13, 2008 at 21:48 · Balıkçılar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Liman çevresine sıralanmış çeÅŸit çeÅŸit balık lokantaları, taptaze çıtır çıtır kızarmış balıklar ile sizleri bekliyor. Amasra tarihi ve doÄŸal güzelliklerinin yanında, balık lokantaları da bu ilçenin ziyareti için neden oluÅŸturmaktadır.Â


Amasrada balık porsiyon usulu ile değil, tava usulu ile servis edilmektedir. Bir tava yaklaşık 3 porsiyon kadardır. Balıklar tavaya bir düzen içinde dizilir ve hafif tavanın şeklini alarak çıtır çıtır kızarmış olarak servis edilir.

Amasra’da meze olayı pek yoktur. Yemek yemenin tek bir amacı vardır, o da Balık. Bir de balığın yanına olmazsa olmaz “Salata”. Amasra’daki balık restaurantları arasında gizli bir salata rekabeti vardır. İçindeki yeÅŸillik çeÅŸidine ek olarak üst kısmı resim gibi süslenir. Yemeye kıyamayacağınız bir görüntü oluÅŸur.Â

Bu gidiÅŸimizde Karadeniz hamsisi, yöresel palamut ve küçük karadeniz mezgit’i yedik. Hepside birbirinden enfesti.Â
Hepsinden sonrada, torba yoÄŸurdu üzerine muz ya da kivi, bal ve fındık dökülerek oluÅŸturulmuÅŸ tatlı.Â

Zamansız aramızdan ayrılan “Barış Akarsu” neredeyse Amasra’nın alamet-i farikası olmuÅŸ. Adına özel festivaller, ödüller verilen Barış’ın resimleri, posterleri kentin dört bir yanında yer almakta.
Yağmurlu bir Amasra gününde ziyaret ettiğimiz kentten, en kısa sürede tekrar gelebilme dilekleriyle ayrılıyoruz.
Eylül 6, 2008 at 13:18 · Balıkçılar, Köfteciler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Kalpazankaya restaurant, Burgazada’nın güneybatısında yeralan Kalpazankaya burnunun hemen sırtlarında yeralmaktadır. İskeleden sonra yaklaşık 3 kilometrelik harika bir yürüyüşle ya da ondan daha da güzel bir fayton sefasıyla (20 ytl) ulaÅŸabilirsiniz. Burgazada, Heybeli yada Büyükada gibi deÄŸil, daha nüfus yapısı pek deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Halen yıllar öncesinin izlerini taşıyor. YaÅŸlı nüfusun giyimi, konuÅŸma ÅŸekli hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Zaten pekte genç nüfüs yok.

Adanın yaklaşık %20 lik bölümünde yerleşim var ve yerleşim tamamen iskele çevresinde yoğunlaşmış. Kalpazankaya ise bu yerleşime tam zıt istikamette bulunmakta. Yani sessiz ve dingin tam çam ormanları içinde bir bölgede. Tam altında bölgeye ismini veren kalpazankaya ve plajı bulunmakta. İstenirse buraya tekne ile yanaşmak için mini bir iskele de var. Restaurantta oturduğunuzda tam karşınıza 1960 ihtilali ile o hüzünlü 3 idam kararının alındığı Yassıada gelmekte.


Restaurant’a girer girmez o salaÅŸ masa ve sandalyelerin üzerinde, cumartesi için zeytinyaÄŸlı dolma sarmakta olan iki hanımefediye kolay gelsin dileklerinde bulunup, manzaralı bir masaya yerleÅŸiyoruz. Zaten manzarası olamayan bir masa yok gibi ama. Oturur oturmaz etrafınızı serçeler çeviriyor. Masaya hemen konan su ve ekmek ardından, daha sipariÅŸlerimizi bile veremeden serçelerin beslenme saatine geçiyoruz. Belli ki hepsi insana çok alışık. Bir süre sonra serçeler masa üzerine müdahil olmaya baÅŸlıyorlar ve biraz daha ileri giderek avcunuzdan ekmekleri toparlıyorlar.

Batur oturur oturmaz abi, abi diyerek servis görevlisini çağırıyor ve siparişini söylüyor; "Bana tandır lütfen". Fakat acı gerçekle karşılaşıyor, tandır hafta sonları oluyormuş. Genelde siparişler köfte ve istarvit tava üzerinde yoğunlaşıyor. Güzel çoban salatalar ve yoğurtlu çıtır çıtır semiz otları yemek öncesi mideye indiriliyor.


Köfteler gerçekten çok leziz, iri, son derece pişkin ve içi sulu. Patatesler ise kuru ve fazlasıyla yağı çekmiş.

İstarvit ise taptaze iyi kızartılmış ve güzel bir sunuşla hazırlanmış.

Hepsinin üzerine ise son derece lezzetli sufleler geliyor.
Belki haftaiçi olmasından kaynaklı, servis görevlileri pek bir ilgisizler. Ben yemek üzerine çay yaptırmayı beceremiyorum. Halbuki içeride çalışanlar demli çaylarını içmekteler. Meğer sadece çalışanlar için çay yapmışlar ve bitmiş. Fakat olaya Selda el koyunca çay demlenmesini sağlıyor.

Tuvaletler bu salaş mekan ile çok ilgisiz olarak tertemiz.
Sekiz kişi yaklaşık 190 ytl hesap ödüyoruz (23 ytl/kişi).
Eylül 2, 2008 at 14:51 · Köfteciler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bir süredir Bodrum’da bir Ali Kestaneci modasıdır gitmekte. İstanbul’da üç ÅŸubeleri varmış, haberimiz yok. Bodrum’da ise iki ÅŸubeleri var. KuruluÅŸu 1923 yazıyor. Kurum hakkında Yalıkavak ÅŸubesinden bilgi almaya çalışınca, tüm görevlilerin olaydan bihaber olduklarını öğreniyoruz. Sonuç olarak İstanbulda nerelerde ÅŸubeleri var bilmiyoruz, 1923 te nerede kurulmuÅŸ bilmiyoruz, Bodrum’a bu köfteler nereden geliyor bilmiyoruz. İnternetten sonradan öğrendiÄŸim, eÄŸer bu bilgiler doÄŸru ise, Bursa Kebapçısının ÅŸimdiki sahibi imiÅŸ Ali Kestaneci. Hatta orada doÄŸmuÅŸ. Hepsi internetten alıntıdır. DoÄŸruluÄŸu hakkında bilgim yok. Umarım yetkili bir ağız bunları teyid eder.

Yalıkavak’ta Kavaklı köftecide herzamanki gibi oturacak yer bulamayınca, aile büyüklerini bekletmemek adına 20 metre ötedeki Ali Kestaneci’ye yöneliyoruz. Ben mekanın spesyalini istiyorum, genelde ise Kasap Köfte, İstanbul Köfte ve Yaprak CiÄŸer sipariÅŸi veriliyor. Köfteler marketlerde satılan donuk köftelere benziyor. Pek iddaası yok. Ali Kestaneci özel ise hünkarbeÄŸendi üzeri fıstıklı köfte denebilir. Biraz yaÄŸlı fakat lezzetli bir ÅŸey. Ama tekrar bunun için gidermisin derseniz, gitmem derim. Ama Yaprak CiÄŸer ise umulanın çok üzerinde lezzetli ve pamuk gibi bir ciÄŸer. Bu mekanda tek geçerim. Unutmadan bir de irmik helvaları çok lezzetli.
AÄŸustos 20, 2008 at 14:15 · Köfteciler, Tatilde ne yenir, Yol üzeri tesisleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Tam yol şarkısı, dinleyiniz
KuÅŸadası’nda gayet eÄŸlenceli bir günlük su parkı molasından sonra İstanbul’a doÄŸru yola revan oluyoruz. Yıllardır aklımızda olan Tire ya da ÖdemiÅŸ köftesi yemek ya da her ikisinden de yemek için yolumuzu İzmir yerine, Selçuk’tan Tire yönüne çeviriyoruz. Yaklaşık 30 km’lik meyve aÄŸaçları içinden gidilen yemyeÅŸil bir yoldan ilerliyerek Tire’ye varıyoruz. Direkt HacıoÄŸlu Mangal’a vasıl olup masaya kuruluyoruz. Köfteler sipariÅŸ ediliyor. O enfes köfteler servis edilene kadar, masaya gelen o harika yoÄŸurdu kaşıklamaya baÅŸlıyoruz bile.

Tire köftesi, ince bir şişte kalem kalınlığında pişirilip, tereyağlı bir domates sosu üzerinde servis ediliyor. Üzerinde taptaze mis gibi maydanoz. İsterseniz yoğurtlu da servis edilebiliyor ama köfteleri soğuttuğundan tercih etmiyoruz. Bu enfes köfteleri, sosuna ekmeklerimizi bulayarak afiyetle mideye indiriyoruz.
Mekanın ortaklarından Kadir bey  köftenin yapılışı konusunda biraz ipucu veriyor. Sadece dana kıyması ve tuzdan müteşekkil olan bu köfteler, şişlere dizilip bir ızgara işleminden geçiyor ve sonrada su buharından geçiriliyor. Şişlerden sıyrılıp buzdolabında dinlendiriliyor. Siparişe istinaden tereyağında ısıtılıp servis ediliyor.

Lor üzerine dökülmüş karadut reçeli ile finali yapıyoruz. Bu da çok leziz. Tire içinde kısa bir ÅŸehir turundan sonra, Selçuk’a dönmek yerine ÖdemiÅŸ üzerinden Salihli’ye gitmeyi planlıyoruz. Aklımızda en azından yarım porsiyon da olsa ÖdemiÅŸ kebabı yemek var. Sonrada Salihlide kirazın hasını yemeÄŸi planlıyoruz.

ÖdemiÅŸe vardığımızda ise saat 18:00 olmuÅŸ ve gitmek istediÄŸimiz restaurant kapanmıştı. Artık Tire - ÖdemiÅŸ kebap karşılaÅŸtırma hevesimizi bir sonraki sefere bırakıyoruz. Ve mutlaka görülmesi gereken Bademli’nin o muhteÅŸem coÄŸrafyasından geçerek Salihli’ye varıyoruz. Aklımızca İstanbul’da kilosunu 18 ytl’ye aldığımız Salihli kirazını üç beÅŸ ytl’den alıp çatlayana kadar yiyeceÄŸiz. Pehh hayal hepsi, zira Salihli’de bir dükkanda bile Salihli kirazını bulamıyoruz.
Oradan ise Manisa yerine UÅŸak üzerinden İstanbul’a geliyoruz. Sabaha karşı varıp hemen uyku pozisyonu almamız ile gözümüzde Tire Köfteleri ve Salihli kirazları uçmaya baÅŸlıyor.
Â
Temmuz 30, 2008 at 14:06 · Sulu Yemekler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datçada canınız şöyle güzel bir ev yemeÄŸi mi istedi? Çok gezinmenize gerek yok, merkezede Zekeriya Sofrası sizleri bekliyor. Zekeriya bey harikulade bir esnaf lokantası iÅŸletmekte. Aslen İnegöllü olan ve Almanya’dan kesin dönüş yaptıktan sonra burayı açan Zekeriya bey’in çalışanlarının tamamı Datça’lı hanımlar. Durum böyle oluncada ev yemeÄŸi lezzeti kaçınılmaz olmakta.

Knidos dönüşü, Datçaya yemek yemek üzere gelipte, aklımızdaki restaurantta, aklımızdaki yemeÄŸi bulamayınca doÄŸruca Zekeriya Sofrasına yöneldik. Knidos gezisi yorgunluÄŸu üzerine Zekeriya Sofrasında, mutfağı ve kalan yemekleri iyice ezberleyip, kaldırım üzerinde uzunca bir masaya kurulduk. Bu kalabalık kadro kalan yemeklerin nereyse tamamını sildi süpürdü. Çorbalar, EkÅŸili köfteler, patlıcanlı kebaplar, karnıyarık, yeÅŸil fasulye, kurufasulye, pilav, taze eriÅŸte, sütlaç… Hepsi de birbirinden leziz.

Datça denince hemen akla gelen iki “B”, Bal ve Badem alma niyetiniz varsa; Zekeriya Sofrasının hemen karşısında “Datça Kaya Bal Badem” sizleri bekliyor. Yıllardır Nazmi bey’e tatlı badem almak için gelirim. Müşteriye o güleryüzlü ve iÅŸtahlı davranışında en ufak bir azalma yok. Sanki dükkanı dün açmışta siz o dükkanın ilk müşterisisiniz.
Temmuz 10, 2008 at 13:06 · Mantıcılar, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datça’da Hayıt büküne komÅŸu Kızıl bükteki Gabaklar’da kalıyoruz. Harika bir koy, Gabaklar koyun tamamını kapatmış. Burada sıkıldığımızda 20 km ilerideki Palamut bükü’ne doÄŸru yol alıyoruz. Yol üzerinde Hayıt bükü ve Ova bükünü geçtikten sonra, Palamut büküne gelene kadar muhteÅŸem üzeri denizi olan 3 adet bakir koy var. Buralarda da mutlaka deniz molası vererek Palamut büküne vasıl oluyoruz.

Palamut bükünün bir hayli uzun bir plajı ve harika bir denizi var. Ve tabii ki Ilgın ağaçları altında serin restaurantları var.

Gene bir Palamut bükü dönüşünde gözümüze çarpan Kum Burnundaki “Samsun Pidecisi” hepimizin aklında kalmış, ertesi gün ne yiyelim sorusunun cevabında sanki herkez ağız birliÄŸi etmiÅŸcesine Samsun pidesi deyiverdi. Eee artık bir Palamut bükü gezisi kaçınılmaz oldu. Verilen deniz molası ardından ise ziyaret edilen tesiste acı bir sürpriz ile karşılaÅŸtık. Günlerden Temmuz başı olmasına raÄŸmen tesis sahibi pide ustasının yarın Samsun’dan gelip açılışı yapacağını söylüyor. Bir anda hepimiz yıkılıyoruz, ama pide yiyecektik ne olacak diye herkez birbirine bakıyor. Tesis sahibi suçlu çocuklar gibi, önce salata, makarna gibi bir ÅŸeyler öneriyor, ama homurdanmalar karşısında açık yüreklilikle koyun ortalarında bir yerde ara sokak içinde yer alan Olgun Pide’yi öneriyor. Hemen arabalara atlayıp, Olgun Pide’nin yolunu tutuyoruz. 1 - 2 dakika sonra pidecinin önünde arabalar parkedilmiÅŸ ve masalara kurulmuÅŸ oluyoruz.
Åženol Olgun 17 yıldır bu pideciyi ve hemen arkasındaki pansiyonu iÅŸletmekte imiÅŸ. Tesiste Pide ve Mantı bulunuyor. Dolaptaki mantılarda güzel görünmelerine raÄŸmen Åženol bey “ohoo ÅŸimdi mantının iÅŸi çok uzun sürer ben size en iyisi pide yapayım” diyerek çocukların mantı isteklerini savuÅŸturuyor. Pideler kısa bir bekleyiÅŸ ardından geliyor, lezzetli. Ayranlar ise büyük ve leziz.

Hepsinin üzerine Åženol bey’in Annesi tarafından hazırlanan “Damat Tatlısı”na sıra geliyor. Datça’nın yöresel bu tatlısı bir çeÅŸit bademli baklava. Eskiden yeni evlilerde, gelin kendi elleriyle hazırlarmış. Fakat yıllar ilerledikçe el emeÄŸi ile yapılan bu tatlı pek yapılmaz olmuÅŸ.
Pidelerin fiyatı makul fakat, damat tatlısının porsiyonu 10ytl ve bence biraz yüksek.
Åževval Sam 2008.
Temmuz 10, 2008 at 12:26 · Balıkçılar, Yol üzeri tesisleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Epeydir aklımızda olan bu tesise nihayet bu tatilde gitme olanağı buluyoruz. Datça’ya giderken yolumuzu Akyaka’ya çeviriveriyoruz, Sakar geçidinden çıkarçıkmaz Akyaka yoluna dönüyoruz. 5 - 10 dakikalık iniÅŸten sonra tesise varıyorsunuz. Kadın azmağı nehrinin üzerinde yaklaşık 45 yıldır hizmet vermekte olan tesis’in içine girer girmez dere içine kurulmuÅŸ salıncağı görüyor ve hemen parmak arası terliklerinizi ayağınıza geçirip salıncaÄŸa kuruluyorsunuz.

Grup bir anda darmadağın oluyor. Acıkanlar masaya oturuyor, çocuklar ve suyla oynamayı seven büyükler (!) nehrin içinde. Dere içinde ise ördekler ve helikopter böcekleri alımlı renkleriyle poz veriyorlar.

İlk yarım saat bu şekilde geçiyor. Artık ayaklar buz kesmeye başlayınca tekrar terlikler ayağa geçirilip masaya oturuluyor. Bu kez de ortalıkta kum gibi dolaşan servis görevlileri masaya uğramıyor, adeta kollarından çekerek masaya yönlendiriyoruz.
Mekanın tek ana yemeği alabalık. Herkez alabalık sipariş ediyor. Salata ve içecekler servis ediliyor. Zeytinyağlıların listesi servis görevlilerinin ağzından cımbızla alınarak bir kaç tane sipariş ediliyor. Alabalık tavalar servis edildiğinde ise mekanın haklı ünü pekişiyor. Dışı çıtır çıtır kızaran balıkların içi pişkin ve sulu olarak servis ediliyor. Çok çok lezzetli.

Marmaris ya da Datça’ya gidiyorsanız, bu sevimli tesisi ziyaret ediniz. O dışarıdaki kavurucu sıcaktan kurtulup serin bir mola, insanı zıpkın gibi yapıyor. Artık uykunuz açılmış dipdiri bir ÅŸekilde yola revan olabilirsiniz.
Fiyatları ise son derece makul. American Express kredi kartı vermeyin %5 lik bir komisyon talep ediyorlar, diğer kredi kartlarında sorun yok. Tuvaletler temiz.
Temmuz 8, 2008 at 15:13 · Ayaküstü birÅŸeyler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Daha büfe kavramının ne olduÄŸu bilinmezken 1964 Yılında Taksim Cumhuriyet caddesinde ilk büfeleri açmışlar. OluÅŸan yoÄŸun ilgi bir çok taklidinin çıkmasına neden olmuÅŸ. Neredeyse Marmaris Büfe jenerik bir isim halini almış. Benim seçebildiÄŸim kadarıyla dört farklı “Marmaris Büfe” var. Orjinali olduÄŸunu iddia eden de bile Franchise’ler vermesine raÄŸmen henüz ürün standartını tutturamıyorlar. Öyleki logolarında bile henüz bir standart yok. Bu linki tıklayınız ve sizde bakınız.

Neredeyse tüm tostlarında sandviç ya da tost ekmeÄŸi alternatifi var. Biz özellikle “Dilli-kaÅŸarlı” için gidiyoruz. Bu tost öncelikle kaÅŸarlı tost gibi hazırlanıp, tosta en son füme dil eklenmekte. Görüntü ve lezzet olarak Arby’s gibi. Dil, sandviç’in hazırlanışı sırasında dilimlenmekte olduÄŸundan daha bir leziz olmakta. Zira dil çok hızlı bozulan bir gıda. (5 dakikada hemen renk olarak deÄŸiÅŸmekte. Yarım saatten sonra ise lezzetinde de deÄŸiÅŸiklik oluÅŸmakta). Rambo olarak adlandırılan amerikan salatalı sunumuda var.

Üzerine ise Leyla (çikolatalı muzlu tost) iyi gitmekte. Bir çeşit waffle lezzeti yaratmışlar. Deneyiniz.
Dilli-Kaşarlı ve Leyla 4,5 ytl. Rambo ise 5,5 ytl.
Â
Haziran 9, 2008 at 21:41 · Balıkçılar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
İstanbul boğazının en güzel kıvrımında yer alan bu balıkçıya sadece manzarası için bile gidilir. Çengelköy vapur iskelesine bitişik bu mekan, Boğaz köprüsüne tam karşıdan bakmakta ve bu görüntü eşliğinde balık yemenin keyfi de bir başka.

Bu kez akÅŸam üzeri daha güneÅŸ batmadan manzarayı yakalamak için Batur’u apar topar kurs’tan alıp Selda ile direkt burada buluÅŸtuk. Fakat manzaramızın yarısında iskeleye demirlemiÅŸ bir boÄŸaz vapuru vardı. O da manzaraya bir güzellik katmasına raÄŸmen olmamasını tercih ederdik.
Bu vapur yemeÄŸimizin neredeyse sonuna dek bize eÅŸlik etti. Ta ki tatlılara kadar. Tam tatlılarımız gelirken, halatlarını çözdü ve gürültülü bir ÅŸekilde iskeleden uzaklaÅŸmaya baÅŸladı. Bu aynı bir tiyatro oyununda perdenin açılışına benziyordu. Zira vapur giderken o boÄŸazın ve BoÄŸaz köprüsünün ihtiÅŸamlı manzarası aynı bir tiyatro’nun dekorları gibi ortaya çıkıyordu. (Tabii BoÄŸaz köprüsünün o iÄŸrenç ışıklandırmasını saymazsak. Koskoca Sabancı kulelerinin de yanar dönerli bu alaturka zevk ile donatılması ise ayrı bir ironi)

İskele’nin o enfes lakerdası ile baÅŸladık. Balık pazarına ihanet etmek istemem ama daha güzel. Deniz börülcesi, kalamar, tereyağında karides ve bir kaç meze daha geldi. Hepsi de çok lezizdi, ya da biz manzaraya bakmaktan hipnotize olmuÅŸtuk.
Lagos şiş ve Barbun sipariş ettik. Lagos enfesti. Barbunları özellikle çok iri olmayanlarından sipariş etmiştik ama biraz koku vardı ve pek iyi pişirilmemişti.
Ortaya gelen taptaze sızma zeytinyağı ve limon ile hallenmiş roka dağı yediklerimiz ve içtiklerimizin yanında harika gidiyordu.
Üzerine dondurmalı irmik helvası ve sufle aldık. İrmik helvası çok lezizdi. Sufle ise lezzetli fakat pek alışmadığımız gibiydi. Dışının kekimsi yapısı iyiydi fakat içindeki çikolata çok sıvı kalmıştı. Ama lezzet açısından güzeldi.
Dikkat hesap çok pahalı balıkçılar sınıfına giriyor.
Not: Klasik olarak yaptığım, yediklerimizin fotoğraflarını çekemedim. İki sebebi vardı, birincisi yemeklere çok hızlı girdik, ikincisi ise aklıma geldiğinde arka masamızda tiyatro ve müzik dünyasının çok popüler bir çifti yemek yemekteydi, onları irrite etmek istemedim.
Mayıs 26, 2008 at 19:11 · Sulu Yemekler, Şık Restaurantlar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Hemen Çiçek Pasajı’nın giriÅŸinde yer alan bu restaurant, daha doÄŸrusu “Åžarapevi” epeydir denemek istediÄŸim bir yerdi. Restaurant’nın alt katında Tophaneye kadar uzanan bir su geçidinin sarnıç bölümü olduÄŸundan da çok merak ediyordum.

İstiklal’de öğlende serseri mayın gibi restaurant ararken algıda seçicilik olduÄŸundan sanırım ayaklarım kendiliÄŸinden “Åžarabi”den içeri giriverdi. İçeride hiç müşteri yoktu. Servis veren görevliden alt sarnıç katına servis alabilirmiyim dedim, görevli ise sadece akÅŸamları servise açılıyor, mümkün deÄŸil yanıtını verdi. Bunun üzerine hemen giriÅŸte cam kenarındaki bir masaya kuruldum. SipariÅŸ olarak kavrulmuÅŸ sebze üzeri incik, ege salatası ve bir kadeh’te ÅŸef’in önerisiyle Kalecik karası sipariÅŸ ettim. Ve beklerken İstiklal’deki o mahÅŸeri kalabalığın başımı döndürmesine engel olmak için, BB’de “Brickbreaker” oynayarak başımı döndürüyordum.
Güzel ve taze malzemeyle hazırlanmış lezzetli bir salata geldi, fakat İncik için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Son derece sert olmuştu. Pek yenesi değildi. Bayağı bir boğuşma sonucunda üzerindeki etlerin ancak %60 kadarını yiyebildim.
Benim orada bulunduğum süre içinde yani 12:15 ile 12:55 arasında hiç müşteri gelmedi. Hesap geldiğinde ise bu müşteri durumu netlik kazandı, zira yediklerim 51 ytl tutmuştu.
Next entries »