sofra.com
Restaurant Güncesi
Kategori Tatilde ne yenir
Temmuz 6, 2009 at 15:30 · Otel-Motel mutfağı, Tatilde ne yenir, Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Tam yirmi yıl önce ziyaret ettiÄŸimiz ve o zaman kalacak yer aradığımızda, yöre halkından bir kaçının içtenlikle ” ee gelin bizim evde kalın yerimiz müsait…” dediÄŸi Kaleköy’e yirmi yıl sonra ilk ziyaretimiz. Batur’u Gökova - Akyaka’daki basket kampından alıp direkt hedefe kilitleniyoruz.

Bu kez bu sevimli yerde konaklayacağız ve çok heyecanlıyız. Aradan tam yirmi yıl geçmiş. Internetten araştırdığımızda artık onlarca pansiyon bulmak mümkün. Biz Ankh Pansiyonda karar kılıyoruz.

Kaleöy’ün SİT alanı olmasından dolayı pek çivi çakılamıyor gibi bir hali var. Zaten buranın albenisini saÄŸlayan da bu otantiklik. Artık 20 yıl öncesi gibi deÄŸil 3 - 5 ev dışında tüm evler pansiyon olmuÅŸ. Rahmi Koç ve Demirören’lerin de evi bulunmakta. Ankh Pansiyon bizim gezdiÄŸimiz en temiz konaklama tesisi. Hemen denizin üstünde. Fakat denizde turkuaz bir cam gibi. Ve bu camekanın hemen altı ise sergilenen tarihi eserler ile bir su altı müzesi gibi.

Araba ile ulaşımın olmadığı Kaleköy’e tek ulaşım yolu Üçağız’dan tekne ile olmakta ve kalacağınız pansiyon sahibi sizi buradan tekne alıp pansiyona götürmekte. KaÅŸ üzerinden Üçağız’a geliÅŸte sapaktan sonra 20 km, Demre üzerinden geliÅŸte ise sapaktan 15 km yol alınması gerekmekte.
Artık www.yinedustukyollara.com u kızdırmadan dondurmaya gelelim. Kaleköy’e gelirseniz hangi pansiyonda kalırsanız kalın, ya da günübirlik geldiyseniz hangi restaurantta yemek yerseniz yiyin ama mutlaka bu dondurma için Ankh Cafe’ye gelin. MuhteÅŸem bir lezzet. Hiç bir katkı yok. Gerçekten de yapılırken bu ritüeli başından sonuna dek izledim.  Hiç bir koruyucu, esans, gıda boyası ya da bilmediÄŸimiz bir ÅŸey yok. Sadece 3 çeÅŸit dondurma var. Muz, ÅŸeftali ve fındık. Hepsi de katkısız o nedenle renkleri öyle muz deyince sapsarı ya da ÅŸeftali deyince turuncu deÄŸil.

Fakat lezzetleri inanılmaz. Adeta bir sorbe lezzetinde. Dondurma eksperimiz Batur; “Ben hayatımda böyle dondurma yemedim, muz aynı muz gibi, ÅŸeftali ise sanki taze ÅŸeftali” diyordu.

www.ankhpansion.com (En son bağlandığımda Avast virüs uyarısı veriyordu) 0 242 874 21 71
Nisan 27, 2009 at 22:07 · Tatilde ne yenir, Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Cumartesi günleri, Londra’nın dört bir tarafında kurulan “market”lerde kaçırılmaması gereken ÅŸenlikler vardır. Bunlardan en önemlisi belkide “Borough Market” tir. Bizim pazarlardan farkı ise, daha ziyade “take away” satıcıların çokluÄŸudur. Hafif BeyoÄŸlu balık pazarı tadında bir yer.
Hemen pazarın giriÅŸinde “Wright Brothers” istiridyeleri var. Bu okyanus istiridyeleri pek bir lezizler.

Bütün standlarda ev yapımı fast food’lar var. Hamburger, tavuk, kaz, el yapımı çikolatalar, ev yapımı biralar vs. Hangisinin önünde çok kuyruk varsa tercihimizi otomatik olarak o yöne çeviriyoruz. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra ise üzerine bu harika krem karameller çok iyi geliyor.

Yok hayır yediÄŸiniz o devasa hamburgeri hala bastıramadığınızı düşünüyorsanız, “Chegworth Valley“in katkısız meyve suları denemeniz için emrinize amade…


Bir de Borough Market’ten Ultra Chocolate Brownie almayı unutmayın. Gerçekten çikolata ile kek arasında gidip gelen bu lezzeti kesinlikle kaçırmayın.
Eylül 2, 2008 at 14:51 · Köfteciler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bir süredir Bodrum’da bir Ali Kestaneci modasıdır gitmekte. İstanbul’da üç ÅŸubeleri varmış, haberimiz yok. Bodrum’da ise iki ÅŸubeleri var. KuruluÅŸu 1923 yazıyor. Kurum hakkında Yalıkavak ÅŸubesinden bilgi almaya çalışınca, tüm görevlilerin olaydan bihaber olduklarını öğreniyoruz. Sonuç olarak İstanbulda nerelerde ÅŸubeleri var bilmiyoruz, 1923 te nerede kurulmuÅŸ bilmiyoruz, Bodrum’a bu köfteler nereden geliyor bilmiyoruz. İnternetten sonradan öğrendiÄŸim, eÄŸer bu bilgiler doÄŸru ise, Bursa Kebapçısının ÅŸimdiki sahibi imiÅŸ Ali Kestaneci. Hatta orada doÄŸmuÅŸ. Hepsi internetten alıntıdır. DoÄŸruluÄŸu hakkında bilgim yok. Umarım yetkili bir ağız bunları teyid eder.

Yalıkavak’ta Kavaklı köftecide herzamanki gibi oturacak yer bulamayınca, aile büyüklerini bekletmemek adına 20 metre ötedeki Ali Kestaneci’ye yöneliyoruz. Ben mekanın spesyalini istiyorum, genelde ise Kasap Köfte, İstanbul Köfte ve Yaprak CiÄŸer sipariÅŸi veriliyor. Köfteler marketlerde satılan donuk köftelere benziyor. Pek iddaası yok. Ali Kestaneci özel ise hünkarbeÄŸendi üzeri fıstıklı köfte denebilir. Biraz yaÄŸlı fakat lezzetli bir ÅŸey. Ama tekrar bunun için gidermisin derseniz, gitmem derim. Ama Yaprak CiÄŸer ise umulanın çok üzerinde lezzetli ve pamuk gibi bir ciÄŸer. Bu mekanda tek geçerim. Unutmadan bir de irmik helvaları çok lezzetli.
AÄŸustos 20, 2008 at 14:15 · Köfteciler, Tatilde ne yenir, Yol üzeri tesisleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Tam yol şarkısı, dinleyiniz
KuÅŸadası’nda gayet eÄŸlenceli bir günlük su parkı molasından sonra İstanbul’a doÄŸru yola revan oluyoruz. Yıllardır aklımızda olan Tire ya da ÖdemiÅŸ köftesi yemek ya da her ikisinden de yemek için yolumuzu İzmir yerine, Selçuk’tan Tire yönüne çeviriyoruz. Yaklaşık 30 km’lik meyve aÄŸaçları içinden gidilen yemyeÅŸil bir yoldan ilerliyerek Tire’ye varıyoruz. Direkt HacıoÄŸlu Mangal’a vasıl olup masaya kuruluyoruz. Köfteler sipariÅŸ ediliyor. O enfes köfteler servis edilene kadar, masaya gelen o harika yoÄŸurdu kaşıklamaya baÅŸlıyoruz bile.

Tire köftesi, ince bir şişte kalem kalınlığında pişirilip, tereyağlı bir domates sosu üzerinde servis ediliyor. Üzerinde taptaze mis gibi maydanoz. İsterseniz yoğurtlu da servis edilebiliyor ama köfteleri soğuttuğundan tercih etmiyoruz. Bu enfes köfteleri, sosuna ekmeklerimizi bulayarak afiyetle mideye indiriyoruz.
Mekanın ortaklarından Kadir bey  köftenin yapılışı konusunda biraz ipucu veriyor. Sadece dana kıyması ve tuzdan müteşekkil olan bu köfteler, şişlere dizilip bir ızgara işleminden geçiyor ve sonrada su buharından geçiriliyor. Şişlerden sıyrılıp buzdolabında dinlendiriliyor. Siparişe istinaden tereyağında ısıtılıp servis ediliyor.

Lor üzerine dökülmüş karadut reçeli ile finali yapıyoruz. Bu da çok leziz. Tire içinde kısa bir ÅŸehir turundan sonra, Selçuk’a dönmek yerine ÖdemiÅŸ üzerinden Salihli’ye gitmeyi planlıyoruz. Aklımızda en azından yarım porsiyon da olsa ÖdemiÅŸ kebabı yemek var. Sonrada Salihlide kirazın hasını yemeÄŸi planlıyoruz.

ÖdemiÅŸe vardığımızda ise saat 18:00 olmuÅŸ ve gitmek istediÄŸimiz restaurant kapanmıştı. Artık Tire - ÖdemiÅŸ kebap karşılaÅŸtırma hevesimizi bir sonraki sefere bırakıyoruz. Ve mutlaka görülmesi gereken Bademli’nin o muhteÅŸem coÄŸrafyasından geçerek Salihli’ye varıyoruz. Aklımızca İstanbul’da kilosunu 18 ytl’ye aldığımız Salihli kirazını üç beÅŸ ytl’den alıp çatlayana kadar yiyeceÄŸiz. Pehh hayal hepsi, zira Salihli’de bir dükkanda bile Salihli kirazını bulamıyoruz.
Oradan ise Manisa yerine UÅŸak üzerinden İstanbul’a geliyoruz. Sabaha karşı varıp hemen uyku pozisyonu almamız ile gözümüzde Tire Köfteleri ve Salihli kirazları uçmaya baÅŸlıyor.
Â
Temmuz 30, 2008 at 14:06 · Sulu Yemekler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datçada canınız şöyle güzel bir ev yemeÄŸi mi istedi? Çok gezinmenize gerek yok, merkezede Zekeriya Sofrası sizleri bekliyor. Zekeriya bey harikulade bir esnaf lokantası iÅŸletmekte. Aslen İnegöllü olan ve Almanya’dan kesin dönüş yaptıktan sonra burayı açan Zekeriya bey’in çalışanlarının tamamı Datça’lı hanımlar. Durum böyle oluncada ev yemeÄŸi lezzeti kaçınılmaz olmakta.

Knidos dönüşü, Datçaya yemek yemek üzere gelipte, aklımızdaki restaurantta, aklımızdaki yemeÄŸi bulamayınca doÄŸruca Zekeriya Sofrasına yöneldik. Knidos gezisi yorgunluÄŸu üzerine Zekeriya Sofrasında, mutfağı ve kalan yemekleri iyice ezberleyip, kaldırım üzerinde uzunca bir masaya kurulduk. Bu kalabalık kadro kalan yemeklerin nereyse tamamını sildi süpürdü. Çorbalar, EkÅŸili köfteler, patlıcanlı kebaplar, karnıyarık, yeÅŸil fasulye, kurufasulye, pilav, taze eriÅŸte, sütlaç… Hepsi de birbirinden leziz.

Datça denince hemen akla gelen iki “B”, Bal ve Badem alma niyetiniz varsa; Zekeriya Sofrasının hemen karşısında “Datça Kaya Bal Badem” sizleri bekliyor. Yıllardır Nazmi bey’e tatlı badem almak için gelirim. Müşteriye o güleryüzlü ve iÅŸtahlı davranışında en ufak bir azalma yok. Sanki dükkanı dün açmışta siz o dükkanın ilk müşterisisiniz.
Temmuz 10, 2008 at 13:06 · Mantıcılar, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datça’da Hayıt büküne komÅŸu Kızıl bükteki Gabaklar’da kalıyoruz. Harika bir koy, Gabaklar koyun tamamını kapatmış. Burada sıkıldığımızda 20 km ilerideki Palamut bükü’ne doÄŸru yol alıyoruz. Yol üzerinde Hayıt bükü ve Ova bükünü geçtikten sonra, Palamut büküne gelene kadar muhteÅŸem üzeri denizi olan 3 adet bakir koy var. Buralarda da mutlaka deniz molası vererek Palamut büküne vasıl oluyoruz.

Palamut bükünün bir hayli uzun bir plajı ve harika bir denizi var. Ve tabii ki Ilgın ağaçları altında serin restaurantları var.

Gene bir Palamut bükü dönüşünde gözümüze çarpan Kum Burnundaki “Samsun Pidecisi” hepimizin aklında kalmış, ertesi gün ne yiyelim sorusunun cevabında sanki herkez ağız birliÄŸi etmiÅŸcesine Samsun pidesi deyiverdi. Eee artık bir Palamut bükü gezisi kaçınılmaz oldu. Verilen deniz molası ardından ise ziyaret edilen tesiste acı bir sürpriz ile karşılaÅŸtık. Günlerden Temmuz başı olmasına raÄŸmen tesis sahibi pide ustasının yarın Samsun’dan gelip açılışı yapacağını söylüyor. Bir anda hepimiz yıkılıyoruz, ama pide yiyecektik ne olacak diye herkez birbirine bakıyor. Tesis sahibi suçlu çocuklar gibi, önce salata, makarna gibi bir ÅŸeyler öneriyor, ama homurdanmalar karşısında açık yüreklilikle koyun ortalarında bir yerde ara sokak içinde yer alan Olgun Pide’yi öneriyor. Hemen arabalara atlayıp, Olgun Pide’nin yolunu tutuyoruz. 1 - 2 dakika sonra pidecinin önünde arabalar parkedilmiÅŸ ve masalara kurulmuÅŸ oluyoruz.
Åženol Olgun 17 yıldır bu pideciyi ve hemen arkasındaki pansiyonu iÅŸletmekte imiÅŸ. Tesiste Pide ve Mantı bulunuyor. Dolaptaki mantılarda güzel görünmelerine raÄŸmen Åženol bey “ohoo ÅŸimdi mantının iÅŸi çok uzun sürer ben size en iyisi pide yapayım” diyerek çocukların mantı isteklerini savuÅŸturuyor. Pideler kısa bir bekleyiÅŸ ardından geliyor, lezzetli. Ayranlar ise büyük ve leziz.

Hepsinin üzerine Åženol bey’in Annesi tarafından hazırlanan “Damat Tatlısı”na sıra geliyor. Datça’nın yöresel bu tatlısı bir çeÅŸit bademli baklava. Eskiden yeni evlilerde, gelin kendi elleriyle hazırlarmış. Fakat yıllar ilerledikçe el emeÄŸi ile yapılan bu tatlı pek yapılmaz olmuÅŸ.
Pidelerin fiyatı makul fakat, damat tatlısının porsiyonu 10ytl ve bence biraz yüksek.
Åževval Sam 2008.
Eylül 14, 2007 at 20:38 · CiÄŸerciler, Köfteciler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Her Bodrum dönüşünde uğramadan geçemediğimiz Adalılar ızgara salonu ve Ercan bey. O pamuk gibi ciğer ve evde bile bu lezzette yapamadığımız köfte ve Ercan beyin o mütevazi hali bizi buraya çeken. Sadece o bozulmamış Milas ve çarşısı için bile uğramaya değer.
Genellikle tatilde arkadaÅŸlarımızı da ikna edip Bodrum dönüşlerinde Adalılara gideriz. Hiç bilmeyenler Milasın o dapdaracık sokaklarında ilerlerken içlerinden “offf nerden geldik buraya” diye mızırdanmaya baÅŸlarlarki Adalılara varılır. Vardıklarında ise daha büyük ÅŸok; Adalılar denen yer toplam 10 m2 lik 2 masa içerde, 2 masada dışarda bir lokanta.
Genelde bir masa etrafına 5-6 kişi oturulur. Hem köfte hem de o pamuk gibi ciğerden yanında piyaz ile yenir, açık ayrandan (sakın kapalı ayran istemeyin, açık ayranı mutlaka deneyin) adam başı bir büyük şişe içilir.

Bir kaç ufak not; Ercan bey bütün malzemeyi aynı gün bitecek şekilde sipariş ettiğinden saat 15:00 sularında herşey bitiyor. Telefon etmeden sakın gitmeyin. Ben en sonunda Adalıların telefonunu mobil telefonuma kaydettim. 0 252 512 28 12
Eylül 12, 2007 at 22:51 · Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bu yaz izin dönemimizi yaz başına denk getiremediğimiz için, Ağustos ayında izin kullanmak zorunda kaldık. Tatile başladığımız nokta ise Çıralı idi. Kemer bölgesinde, Olimpos ile aynı koyda yer alan Çıralı sessiz (sanırım tüm sahil restaurantları kendi aralarında anlaşmışlar, hiçbirinde müzik yoktu), şıkır şıkır denizli, sakince bir yer. Hemen yanıbaşındaki Olimposun Amsterdamvari havasından tamamen kopuk.
Ağustos sıcak geçmekteydi ama Antalya bölgesi daha da bir sıcaktı. Çıralıya yakın orman içi Ulupınar bölgesinin serin olacağını düşünerek öğlen yemeği için buraya geldik. Gerçektende sahilde sıcaklık 40 derecenin üzerindeyken burada sıcaklık 20 - 25 derece cıvarındaydı.

Bölgede bir çok restaurant var ama Şelale restaurant tam şelalelin başında yer alıyor. Bu tesis yüksek debili buz gibi bir nehrin üzerinde yer almakta. Evet tam üzerinde, köşk adı verilen nehirin üzerinde yer alan platformlarda yer masasında yemek yenmekte.
Bizde yaklaşık 50 kadar platformdan ayaklarımızı rahat nehire sokabilmek için en ucundakine yerleÅŸtik. Yemek sipariÅŸlerimizi verdik, Ben ve Selda alabalık, Batur ise kuzu çevirme istedi. Ayaklarımız ufak ufak o buzzz gibi suya girmeye baÅŸlamıştı. Fakat 10 15 saniyeden fazla tutulamıyordu. O ana kadar Selda’nın niçin içinde mayosuyla geldiÄŸini anlayamamıştım. Ama tam o anda Selda, yemeÄŸin gelmesini beklerken birden ÅŸelaleye doÄŸru yöneldi ve ÅŸelalelin önünde herkezin ÅŸaÅŸkın bakışları altında mayosuyla suya daldı. Hemen arkasından da Batur. Onları izleyen Åženda ise ayağının kayması sonucu kendini suda buldu. Åželalenin oluÅŸturduÄŸu ufak gölet içinde bir anda üç kiÅŸi bulunuyordu. Yemeklerin gelmesi üzerine herkes sudan donmuÅŸ ÅŸekilde çıkıyordu.
Bu alabalık cennetinde gelen kiremitte alabalık son derece baÅŸarısız. Fleto yapmışlar kupkuru birÅŸey olmuÅŸ. Zaten garson sipariÅŸ alırken alabalık istememizi garip karşılamıştı. Nerede Sapanca daki İstanbul Dere’nin alabalığı… Fakat buna karşı kuzu çevirme (tandır diyorlar ama deÄŸil) yediÄŸim en lezzetli etlerden.
Tatilin ilerleyen günlerinde bir kez daha aynı restauranta daha hazırlıklı (mayolarımızla) gidiyoruz. Herkes buz gibi gölete giriyor ve herkes kuzu yiyiyor . Gene çok başarılı.
www.kemerhavuzbasi.com
AÄŸustos 31, 2007 at 14:38 · Otel-Motel mutfağı, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Gülnur
Assos’a 17 km uzaklıkta, ÅŸahane Kadırga Koyunda bulunan Kadırga - Yıldız Saray Oteli 4 günlük 30 AÄŸustos tatili için kucağını açmış bizleri belkiyor sanıyorduk. Öyle gazeteden dergiden görülüp beÄŸenilmiÅŸ bir Otel de deÄŸildi ayrıca. Bizzat denenmiÅŸ, sınanmış ve geçer not almıştı. Amma, sınavdan geçtiÄŸi tarih ile ziyaret edildiÄŸi tarih farklı idi ve küresel ısınma sebebi ile hala ”high” sezonunu yaÅŸayan bölge, Metropollere görece yakınlığı nedeni ile 4 günlük tatilde çok raÄŸbet görmüştü. Gördüğü raÄŸbetten pek de hoÅŸnut olmamışa benzeyen, her daim asık yüzlü patronuna, odalarda akmayan sularına, masalara bakmayan garsonlarına raÄŸmen, Otel aÄŸzına kadar dolu idi.
Umulanın üzerinde müşteri ile karşılaştıkları anlaşılan Otel yetkilileri ortaya çıkan karmaşadan pek de etkilenmişe benzemiyor, örneğin bozulan çay makinesinin onartılması yerine 80 yatağı dolu dolu olan Otel müşterilerine kahvaltıdaki çay servisi iki demlikli bir çay ocağı ile karşılanmaya çalışılıyor, ama bu arada da bozuk olan çay makinası servisten kaldırılmadığı gibi herzamanki yerinde , ama kaynatamadığı çayları ikrama devam ediyordu. Keza Akşam yemeklerinde açık büfe olan ve ortalamanın kat be kat üzerinde lezzete sahip zeytinyağlıların bittiği ancak bir müşterinin uyarısı ile farkediliyor (her akşam böyle oldu) yenisinin gelmesi ise epey zaman alıyordu. Evet, aşçının hakkını teslim etmek gerekiyor, zeytinyağlılar gerçekten çok lezzetli idi.
Akşam yemeklerinde sıcakların ve içeceklerin siparişleri ancak yemek ortasına doğru alınabiliyor, garson kıtlığına çare olarak çalıştırılan küçük Sinan ve Hasan ise (büyüğü 14 yaşında) , yaşıtlarının yiyip içip eğlendiği masalara bardak tabak servisi yapıp, boşları topluyordu.
Doğanın cömert davrandığı yurt köşelerinden Kadırga Koyu, bölge standardı gereği cam gibi berrak, sabahları diş donduran öğlenleri ise eller büzüşene kadar çıkılamayan, çıktıkça insanın yeniden giresi gelen bir denize, ve denizin kıyıya attığı birbirinden değişik şekillere sahip renkli taşlarla sahip. Hiç bu kadar güzel renk ve biçimde taş görmediğimizi, taş meraklısı arkadaşların da teyidi vardır, belirtmek isterim.
Velhasıl-ı kelam, Kadırga Yıldız Saray Oteli bizi hayalkırıklığına uğrattı, hele ki, Otelin arkasına yaptırılan yüzme havuzu ve hemen yanına kondurulması düşünülen ve de inşaatı halen sürmekte olan ek odalar, sauna, masaj (yakında spa da olur) ve bar bölümleri ile, küçük otel olmaktan çıkıp, Güney sahillerinde bolca rastlanan ve yıllardır tam da bu nedenden gidilmeyen tatil köyü olmak yolunda hızla ilerlemektedir.
Vee, o canım zeytin aÄŸaçları altında gün batar, ay çıkarken yenen akÅŸam yemeklerine, kuÅŸlar öterken edilen sabah kahvaltılarına, tazecik balıklara, yine belirtmeden geçemiyeceÄŸim, leziz yemeklerine, buzz gibi denizine, kıyıda yetiÅŸen kum zambaklarına, özellikle Yıldız Saray oteli’ne ve ne yazık ki hızla sakin ,sessiz olmaktan çıkan, büyük bir açgözlülük ile çıkartılmaya çalışışılan Kadırga Koyun’a veda ettik. Bir daha görüşür müyüz, bilmiyorum.
Doğanın verdiklerine doyamadık, doğadan alınanlara ise dayanamadık.
AÄŸustos 31, 2007 at 10:05 · Tatilde ne yenir, Çay bahçeleri altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet

30 AÄŸustos tatilinden faydalanıp, cumada izin alarak 4 günlük tatilimizi geçirmek üzere Kadırga -Yıldızsaray Motele gidiyoruz. Çanakkale üzerinden gidiliyor, feribota binmeden önce 26 km yolu göze alarak Seddülbahir’de çay içmeye gidiyoruz. Seddülbahir, Gelibolu yarımadasının en uç noktası. Burada köy konağının hemen içinde “Konak Çay Bahçesi” var. Bu mekanı ilk 2 yıl önce Üniversite arkadaşım Özkan ile çoluk çocuk Saroz’da kamp yapmaya giderken keÅŸfetmiÅŸtik. OturduÄŸunuz yerde bir tarafınız Ege denizi, diÄŸer taraf ise Çanakkale boÄŸazı. Böyle muhteÅŸem bir konumdaki tesiste oturmak gerçekten bir ayrıcalık diye düşünürken, tesisin içinden bir tartışma sesleri geliyor. Arkadaşımız Gülnur tuvaletlerin pisliÄŸi konusunda iÅŸletme sahibini uyarmak isterken, iÅŸletme sahibi bunu kendisine bir hakaret olarak algılayıp yüksek sesle kendisini savunuyor.
Kısaca, çay (vasat) ve yanınızda getirdiğiniz kurabiyeleri böyle muhteşem bir coğrafyaya bakarak yemek istiyorsanız mutlaka tuvalet ihtiyacınızı daha önce karşılamış olun.
AÄŸustos 16, 2007 at 08:34 · Tatilde ne yenir, Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Selda’nın Datça sevdası, arkadaşı Nevin’in Hayıt bükünde kaldığı pansiyondan çektiÄŸi plaj fotoÄŸrafını e-posta ile atmasıyla baÅŸladı, . Daha önce mavi tur esnasında Knidos ve Palamut bükünü görmüştük ama karadan hiç gelmemiÅŸtik. Olimpos gezisi ardından 2 gece konaklamak üzere Datçaya geldik. Tabii ki direkt Hayıt bükü ve Ortam Pansiyon.

Ohoo ne mümkün Eylül 2007 sonuna dek dolu imiÅŸler. Hemen yanında Selenity Pansiyon var onun kapısını çalıyoruz, Sahibi kibar bir ÅŸekilde yerimiz yok diyor. Ama sonra periÅŸan halimizi görüp endiÅŸeli bir ÅŸekilde bir oda var ama? diyor. Bu esnada saat 23:00 ile 24:00 arasında ve bizim baÅŸka yer arayacak halimiz yok, kabul ediyoruz. Gerçekten 10cmx10cm lik bir camı olan çok fena bir oda. Ama çadırda yatmakta iyidir deyip çantaları indiriyoruz. Tabii ki öncelikle karnımızı doyurmak için restaurant’ına oturuyoruz. O saatte ahçıbaşı esneyerek sadece zeytinyaÄŸlılardan bir ÅŸeyler verebileceÄŸini söylüyor. Biber, kabakçiçeÄŸi dolması karışık ve fasulye sipariÅŸ ediyoruz. Batur sadece ekmek ile karnını doyurmayı tercih ediyor, baÅŸarısız zeytinyaÄŸlılardan dolayı bizde ona eÅŸlik ediyoruz.
Ertesi sabah Hayıt bükünün o muhteÅŸem denizi ile güne baÅŸlıyoruz. Öğlen yaklaşırken Ortam pansiyona odalarına bakmak üzere bir uÄŸruyoruz. Sahiplerinden Süleyman bey Ortam pansiyonun nasıl kurulduÄŸunu eÄŸlenceli bir ÅŸekilde anlatıyor. Ardından hiç aklımızda yokken ! (ne gurman olduÄŸumuzu bilenler bıyık altından gülüyorlardır) bizi yemek için oturmaya ikna ediyor. Benim aç karnına tatlı manyaklığım depreÅŸtiÄŸinden sütlaç istiyorum. Selda ve Batur deniz börülcesi istiyorlar. MuhteÅŸem zeytinyağı içindeki, muhteÅŸem lezzetli deniz börülcesini daha sütlacımı yiyemeden götürüyorum. Batur’un kinayeli bakışlarından -ben de sana sütlacımdan veririm- deyip kaçmaya çalışıyorum. Sütlaç ise ÅŸimdiye dek yediÄŸim en güzel sütlaç diyebilirim. Süleyman bey’e iÅŸin sırrını sorduÄŸumda yağı alınmamış keçi sütü ile yapıldığını öğreniyorum. Datçaya bir kez daha gidersem Ortam pansiyonun kapıları direkt sahile açılan odalarında kalacağım ve mutlaka gelmeden önce sütlaç sipariÅŸimi vereceÄŸim.