sofra.com
Restaurant Güncesi
Kategori Sulu Yemekler
Temmuz 30, 2008 at 14:06 · Sulu Yemekler, Tatilde ne yenir altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Datçada canınız şöyle güzel bir ev yemeÄŸi mi istedi? Çok gezinmenize gerek yok, merkezede Zekeriya Sofrası sizleri bekliyor. Zekeriya bey harikulade bir esnaf lokantası iÅŸletmekte. Aslen İnegöllü olan ve Almanya’dan kesin dönüş yaptıktan sonra burayı açan Zekeriya bey’in çalışanlarının tamamı Datça’lı hanımlar. Durum böyle oluncada ev yemeÄŸi lezzeti kaçınılmaz olmakta.

Knidos dönüşü, Datçaya yemek yemek üzere gelipte, aklımızdaki restaurantta, aklımızdaki yemeÄŸi bulamayınca doÄŸruca Zekeriya Sofrasına yöneldik. Knidos gezisi yorgunluÄŸu üzerine Zekeriya Sofrasında, mutfağı ve kalan yemekleri iyice ezberleyip, kaldırım üzerinde uzunca bir masaya kurulduk. Bu kalabalık kadro kalan yemeklerin nereyse tamamını sildi süpürdü. Çorbalar, EkÅŸili köfteler, patlıcanlı kebaplar, karnıyarık, yeÅŸil fasulye, kurufasulye, pilav, taze eriÅŸte, sütlaç… Hepsi de birbirinden leziz.

Datça denince hemen akla gelen iki “B”, Bal ve Badem alma niyetiniz varsa; Zekeriya Sofrasının hemen karşısında “Datça Kaya Bal Badem” sizleri bekliyor. Yıllardır Nazmi bey’e tatlı badem almak için gelirim. Müşteriye o güleryüzlü ve iÅŸtahlı davranışında en ufak bir azalma yok. Sanki dükkanı dün açmışta siz o dükkanın ilk müşterisisiniz.
Mayıs 26, 2008 at 19:11 · Sulu Yemekler, Şık Restaurantlar altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Hemen Çiçek Pasajı’nın giriÅŸinde yer alan bu restaurant, daha doÄŸrusu “Åžarapevi” epeydir denemek istediÄŸim bir yerdi. Restaurant’nın alt katında Tophaneye kadar uzanan bir su geçidinin sarnıç bölümü olduÄŸundan da çok merak ediyordum.

İstiklal’de öğlende serseri mayın gibi restaurant ararken algıda seçicilik olduÄŸundan sanırım ayaklarım kendiliÄŸinden “Åžarabi”den içeri giriverdi. İçeride hiç müşteri yoktu. Servis veren görevliden alt sarnıç katına servis alabilirmiyim dedim, görevli ise sadece akÅŸamları servise açılıyor, mümkün deÄŸil yanıtını verdi. Bunun üzerine hemen giriÅŸte cam kenarındaki bir masaya kuruldum. SipariÅŸ olarak kavrulmuÅŸ sebze üzeri incik, ege salatası ve bir kadeh’te ÅŸef’in önerisiyle Kalecik karası sipariÅŸ ettim. Ve beklerken İstiklal’deki o mahÅŸeri kalabalığın başımı döndürmesine engel olmak için, BB’de “Brickbreaker” oynayarak başımı döndürüyordum.
Güzel ve taze malzemeyle hazırlanmış lezzetli bir salata geldi, fakat İncik için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Son derece sert olmuştu. Pek yenesi değildi. Bayağı bir boğuşma sonucunda üzerindeki etlerin ancak %60 kadarını yiyebildim.
Benim orada bulunduğum süre içinde yani 12:15 ile 12:55 arasında hiç müşteri gelmedi. Hesap geldiğinde ise bu müşteri durumu netlik kazandı, zira yediklerim 51 ytl tutmuştu.
Mart 11, 2008 at 11:50 · Kebap ve Dürümcüler, Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Beyazıt’tan baÅŸlayan mini gezimizde, sahaflar, kapalı çarşı, bedesten ve ÅŸark kahvesinden sonra MahmutpaÅŸa üzerinden Mısır Çarşısına doÄŸru yöneldik.
Batur için bu gezi ilginçliÄŸini sürdürüyordu. MahmutpaÅŸa’daki o insan güruhu görülmeye deÄŸerdi. Ben bile buranın kalabalığı unutmuÅŸum. O kalabalığı yara yara Mısır çarşısına doÄŸru inerken çığırtkanların “gelll gelll ne alırsan 10 liraaa” seslerine, seyyar satıcıların sesleri karışmaktaydı. MahmutpaÅŸa’dan inerken, bir seyyar yer fıstığı satıcısına denk gelince, acıkan karnımıza hakim olamayıp 2,5 ytl lik bir torba aldım. Seyyar satıcı amca, Batur ile hasbehal ederken bende fotoÄŸraf makineme davranınca böyle samimi bir poz çıktı. Bu içten davranış baÅŸka hangi ülkede vardır ki? Batur’da bu mini gezi sırasında günlük hayatımızda kolay kolay rastlayamayacağımız bir deneyim yaÅŸamış oldu.

Batur Mısır çarşısında, çarşının ismi gibi mısırcılar hayal etmiÅŸ. Hatta çarşıya girince “Sweet Corn” satıcıları aramış. Ama Beypazarı usulu ceviz sucukları, Safranbolu lokumlarını görünce kendini kaybetti. Artık Pandeli’ye doÄŸru koÅŸar adımlarla ilerlemeye baÅŸladık.

Mısır çarşısının ismi, 18. yüzyılda Mısır’dan gelen baharatları satan dükkanların çokluÄŸundan verilmiÅŸ olsada bugün itibarıyla baharat satışı yapan 15 kadar dükkan kalmış. YeÅŸil kına, kırmızı biber, sarı kimyon ve daha da adını bilmediÄŸim bir çok baharat bir renk cümbüşü içinde dükkanların giriÅŸleri süslemekte.

Pandeli Mısır çarşının Yeni cami kapısında yer almakta. GiriÅŸ kapısının kemerinin hemen üzerinde. Bir tarafındaki camlardan Mısır çarşının içine bakmakta, diÄŸer tarafındaki camlardan ise Halic’in o doyumsuz manzarası izlenmekte. Turkuaz çini kaplı duvarları ile otantik yapısı neredeyse hiç bozulmamış. Bembeyaz kolalı masa örtüleri ise insanın içini açmakta. Menüsü ise, grafik anlamda çok güzel.

Mekan 50 yılı aÅŸkın süredir burada iÅŸletilmekte. KuruluÅŸu ise 80 yılı geçmiÅŸ. Pandeli ÇobanoÄŸlu isimli NiÄŸde doÄŸumlu Rum asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuÅŸ. Son 50 yıldır ise bay Pandeli’nin oÄŸlu Hristo ve Cemal Biberci iÅŸletmekte ve bugünlere kadar iÅŸletmenin ününü sürdürmeyi baÅŸarmışlar. Bay Hristo’nun oÄŸlu ise Atina’da bir ÅŸube açmış. İnternet sayfalarında ÅŸubenin adresi var, Pendelis sokağında. İlginç bir çaÄŸrışım.

Yoğurtlu kebap ve Patlıcanlı börek yedik.

Yoğurtlu kebapta kullanılan yoğurt hafif ekşi idi. Patlıcanlı börek ise herzamanki gibi enfes.

Ben bir türlü bu aperatif yiyeceğe börek diyemiyorum. Zira börek olabilmesi için yufkadan müteşekkil olmalı diye düşünüyorum. Fakat ağzınızda dağılan kıvamda bir yiyecek bu. Üzerindeki bir dilim döner ise çok yakışmakta. Eğer yolunuz düşerse mutlaka gelin ve tadın.
YoÄŸurtlu kebap, patlıcanlı börek, ayran ve su 38 ytl. Tuvaletlerin kapısında nostaljik bir ÅŸekilde Erkekler Helası ve Kadınlar Helası yazmakta. Bu fazlasıyla turistik iÅŸletmenin tuvaletleri, kapısının üzerindeki yazının ilerisine gidememiÅŸ durumda; yani sadece “Hela”.
Åžubat 28, 2008 at 21:15 · Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Hacı Abdullah, İstiklal caddesinde AÄŸa camii’nden girdikten yaklaşık 60 - 70 metre kadar sonra sol kolda yer alan, 1980′lerde esnaf lokantası olarak yemek yediÄŸimiz fakat yakaladığı lezzet sayesinde turistik hüviyet kazanan estetik bir lokantadır. KuruluÅŸ yılı bile çok estetik; 1888.

Dar cepheli girişindeki duvarlar çeşit çeşit renkli komposto kavanozları ile renklenir. Sonra arkaya doğru yemeklerin sergilendiği bölüme ulaşılır. O enfes sarmalar, katmerler, güveçler, fasulyeler, çerkez tavuğu, tandır, hünkar beğendi sıralanmış siparişinizi bekliyor.

Ben bugün kuzu tandır ve cacık ile başladım. Kuzu tandır enfes bir iç pilav ile servis ediliyor. Eğer karnınız aç ise ayrıca iç pilav almakta fayda var. Tandır ise çok leziz ve ağızda dağılıyor. Diğer tandır yapan yerlerden farklı olarak kemikli servis ediliyor. Üzerine ise sakızlı muhallebi ile kapatıyorum.

Batur ise kuzu kol sarma ve yoğurt ardından da karışık komposto istiyor. Kuzu kol sarma leziz. Komposto ise bu yemeğin üzerine hem serinliği hem de lezzetiyle çok iyi geliyor.

Mekan hafif loş, oturma düzeni rahat. Arkadaki o kubbeli bölümü fazlasıyla yapay geldiğinden orayı hiç tercih etmiyorum. Tuvaletler düzenli ve yeni ama yerdeki fayans ya da mermerin üzerinin tamamı kaymayı engelleyen kıvırcık lastik ile kaplanmış, bu da temizlik hissini engelliyor. Taksim - Beyoğlu civarında lezzetli sulu yemek canınız çekerse gidilebilecek sayılı mekanlardan biri.

Orta üzeri fiyat seviyesi ile bu lezzetin karşılığını alıyorlar. Yediklerimiz 66 ytl tutuyor. İstemezseniz asla fiş vermiyorlar, kredi kartı ile ödeme yapsanız bile.

Ocak 14, 2008 at 18:10 · Kebap ve Dürümcüler, Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bir zamandır Acıbademdeki Çanak hakkında olumlu referanslar gelmekteydi, fakat bir türlü gidememiÅŸtik. Bugün Zafer’lerle birlikteyken yemek için Antebi’yi önerdi. Orası müsait olmadığından 100 - 150 metre ilerideki Çanak’ı denemek için fırsat doÄŸmuÅŸ oldu.

Ağırlıkla Gaziantep mutfağından çeÅŸitler içeren bir menüye sahip. Restaurant 3 - 4 bölgeden oluÅŸmakta. Kapıdan giriÅŸte, daha önceden apartmanın bahçesi olduÄŸu belli olan bir bölüm var. GeniÅŸ sayılabilecek bu alanda 20 kadar masa var. Daha sonra 1 - 2 basamakla ve ikinci bir kapı ile asıl restaurant bölümüne giriyorsunuz, hemen sağınızda sıcak yemekler, solunuzda ise tatlılar. Orada seçiminizi yapıp masanıza doÄŸru yol almaya baÅŸlıyorsunuz. Gene 3 - 4 basamak çıkıp koridorumsu bir bölgeden geçiyorsunuz 4 - 5 masa orada var, arka bölgede gene 10 kadar masa var. En önemlisi apartmanın arka bahçesi olduÄŸunu düşündüğüm bölgeyi üzerini kapatıp, “sigara içilmeyen” salon yapmışlar. 10 - 15 masa orada var. Tabiidir ki çocuk popülasyonunun fazla (aÄŸlama sesleri, kırıp dokülen tabak seslerine karışıyor) olduÄŸu bir salon, ama olsun üzerimiz sigara kokmayacak. Bu bölge özel iÅŸ yemeklerinizde kapatılabiliyormuÅŸ.
İçliköfte ile başlıyoruz. Kızarmış olan güzel ama sıradan, haşlama olanı ise Antep usulü mekik şeklinde ve üzerine tereyağ - kırmızı biber ile servis ediliyor, leziz.
Evet iki haftadır yıllardır yiyemediğim ayva yemeğinden şansım açıldı. Çanak menüsünde ayva yahnisi olarak hazırlanan bu yemek, içinde arpacık soğan ve 2 adet pirzola ile hazırlanmış.

Altıcacıklı, taze sogan ve taze sarmısaktan hazırlanmış yemeğin yoğurt üzeri servisi. Biraz sarmısak kokusu gelsede lezzetli.

Yuvalama ise lezzetli, fakat malzeme yönünden fakir.

Frik pilavı ziyadesiyle is kokmakta (daha az kokan örnekleri bulunmakta), tandır lezzetli ve ağızda dağılmakta.

Yemek olayını biraz abartınca çok güzel görünen tatlılar ve katmeri deneyemedik, bir sonraki sefere inşallah.
Restaurant bana biraz dağınık geldi, ilk servis alma ve servis hızı iyi, fakat arada verdiÄŸiniz sipariÅŸlerin geliÅŸi kabus. Menüsü Çiya’nın menüsüne bayağı benzer. Tabii her ikiside benzer mutfaklar, ama yıllardır yemediÄŸim ayva yemeÄŸini ard arda iki restaurantta da yemek bana öykünme çaÄŸrışımı yaptı. Fakat rekabet her zaman iyidir. Çıtayı yükseltir.
Aralık 25, 2007 at 16:36 · Kebap ve Dürümcüler, Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet

İlk restaurantları 1987′de Kadıköy Balıkçılar çarşısının biraz ilerisinde lahmacun ve kebapçı olarak açılmış. BidiÄŸimiz Çiya sofrası ise 1998 de 2. restaurant’ın açılışı ile baÅŸlamış. Amaç GüneydoÄŸu ve DoÄŸu mutfağındaki özgün yemeklerin unutulmamasını saÄŸlamak ve İstanbulda bu lezzeti arayan damakları mutlu edebilmek. Yani bir ideal uÄŸruna baÅŸlayan bu restaurant, kısa bir süre sonra ise 3. dükkan. Hepside neredeyse birbirine komÅŸu.

Yöresel, daha önce hiç bir yerde karşılaşmadığımız lezzetler, özellikle de güneydoğu ve doğu mutfağında yer alan yemekler. Doğudaki zor şartlarda hazırlandığı her halinden belli lezzetli çorbalar, etli / etsiz sıcak aşlar ya da güneydoğunun o enfes kebapları. Çiya sofrasında, mevsimlere hatta günlere göre değişen bir menü mevcut.
Son dönemde yediğimiz Çiya lezzetlerinden bir seçki.
Ayvalı Gerdan, çocukluÄŸumun lezzeti. Eskiden evde her kış bir kez hazırlanan bu özel yemeÄŸi, burada ilk bulduÄŸumda çocuk gibi sevinmiÅŸtim. Saat 16:00 oturduÄŸum masadan, Ayva yemeÄŸinin saat 18:00 hazır olacağını duyunca hemen kalkıp saat 18:00′a kadar çarşı içinde vakit geçirmiÅŸtim. İyiki de beklemiÅŸim, gerçekten harikulade olmuÅŸtu. İrice bir gerdan ve yanında tereyağı gibi bir yarım ayva. Özellikle o salçalı suya sinen ayva kokusu. Lütfen bu lezzete karşı önyargılı olmayın ve deneyin.

Keledoş, Van yöresinden bir ot, eser miktarda kuzu eti, nohut, fasulye, yoğurt ve kenevir den oluşan bu yemek (çorba demek daha doğru geliyor) üzerine bir miktar salçalı, tereyağlı soğan sosu dökülerek servis ediliyor. Yoğurt çorbası kıvamında bir yemek.

Frik pilavı, başka yerdekiler gibi is kokmuyor. Sanırım içinde bir miktar bulgurda var. Firik, buğday daha yeşilken yakılarak elde edildiğinden bir miktar is kokusu zaten kaçınılmaz oluyor. Ama buradaki kuzu eti ile nefis oluyor.

Analı kızlı, bir çeşit hafif ekşili köfteler topluluğu. İçinde iki ya da üç adet içli köfte benzeri ve misket büyüklüğünde yuvalama tarzı küçük köfteler ve nohut. Sanki yuvalamanın salçalı sürümü.
Zahter salatası, Zahter (bir cins çok baharlı taze kekik), nar ekşisi, nar, maydanoz, kırmızı biber ve zeytinyağı ile hazırlananıyor. Son derece baharlı bu salata kebap yanında çok güzel oluyor.

Keşkek, buğday ve tavuk etinin birlikte ezilmesi ile hazırlanan bu yemek bana kebap yanı garnitür gibi geliyor. Kebap yanında sanki bir patates püresi gibi.
Falafel, bulgur, bakla ve nohut ile hazırlanan etsiz bir köfte. Yoğurtla servis ediliyor. Çok lezzetli, tam bir vejetaryan yiyeceği.

Sıkma köfte’de etsiz bulgur ile yapılan lezzetli bir yemek.
Kerebiç, dışı irmik, içi ÅŸekerli fıstık ve yöresel bir kökten elde edilen beyaz bir köpük ile servis ediliyor, Çiya’nın leziz ve sürümü en yüksek tatlılarından.

Katmer içi şeker ve antep fıstığı üzerinde kaymak ile servis ediliyor. Kaymak bayağı az mümkünse duble kaymak ile isteyiniz.

Hatay usulü kabak tatlısı, ceviz ve tahin ile servis ediliyor. Kireçe yatırılan ve şeffaf hale gelen kabak, şekerleme gibi bir kıvama geliyor. Daha önce bir kaç kez denediğim bu kıtır kıtır kabak tatlısına bir türlü alışamadım. Ama fazlasıyla hayranı var. Bir ceviz tatlısı var ki çok hoş. Benzer şekilde domates ve zeytinin de tatlısını yapmışlar.
Hepsinin üzerine çay’dan önce, bir “demirhindi” ÅŸurubu süper gidiyor.
Çiya’nın lezzetli kebaplarına sonraki bir yazımda ayrıca yer vereceÄŸim.
Tuvalet temiz fakat tek, aracınızı eski Ptt arkasındaki katlı otoparka bırakabilirsiniz. Fiyatlar umulanın biraz üzerinde, örneğin; Ayvalı gerdan 12,5 ytl, Karışık tatlı tabağı 12 ytl, etsizler genelde 5 - 7 ytl gibi.
Son olarak; Çiya Sofrası’ndaki bu geometrik popülarite ve talep artışı (Google’da “Kanaat lokantası” 18.100 adet sonuçla, “Çiya lokanta” ise 18.200 adet sonuçla dönmekte) maalesef bazı kalite sorunlarını beraber getirmekte. Birkaç güncel eleÅŸtiri; servis elemanları ilgisiz, servis yavaÅŸ (görece hızlı ve güleryüzlü “girl in black”ler var, onların servis verdiÄŸi masaları tercih ediniz). Yemekler lezzetli fakat malzemleri gün geçtikçe azalıyor (Ya da hep bize öyle denk geliyor). Restaurant yüksek talep nedeniyle biraz bakımsız, duvarlar kirli, bardak, tabak ve çatal-bıçaklarda zaman zaman problemler oluyor.
Kasım 13, 2007 at 15:17 · Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Bugün yaptığımız tarihi yarımada turunda Balat Fener Rum Lisesi’nden başladık. Selda’nın alanına girmek istemiyorum ama bir iki resim koymadan da duramayacağım.

Cağaloğlu’ndan devam ederek Sultanahmet - Ayasofya - Topkapı Sarayı güzergahı ile Süleymaniye’de turu sonlandırdık. Epeydir İÜ çevresinde gezinmemiştik. İyi geldi. Yağmurun da durduğu bir zaman dilimine denk geldiğinden keyifli bir gezi oldu. Batur, Selimiye Camii’ni görmüş bir çocuk olarak; Süleymaniye camisinin Sinan’ın kalfalık dönemi eseri olduğuna inanamadı. Zira haşmeti karşısında etkilenmemek imkansız.

Süleymaniye’de biten gezimizde Kuru Fasulye yemeden bitirmek olmazdı. Selda’nın öğrencilik yıllarından müdavimi olduğu Ali Baba’da (Köşedeki Ali Baba Kanaat) henüz hazırlıklar sürdüğünden, diğer bir Ali Baba’ya yöneldik. Erzincanlı Ali Baba pıtrak gibi çoğalan kuruculardan birisi. Selda’nın söylediğine göre eskiden orada bulunan kahveler artık kuru fasulyeci olarak hizmet veriyorlar. Erzincanlıda, dev bakır kazanda kömür ateşinde hazır bekleyen mis gibi kuru fasulye hemen yanında da pilav durmakta. Kuru çok çok leziz. Pilav eh işte. Turşu güzel ve kabak tatlısı güzel.

Her güzelde olduğu gibi, bu güzelde de bir kusur var. Servis garsonları bir ellerinde sigara, diğer ellerinde telefonla servis yapıyorlar. Gömleklerinin arkasına yaldızlarla yazdıkları “Erzincanlı Ali Baba Since 1924″ yazısıda durumu kurtarmaya yetmiyor. Yemek yemekte olan turistlerde oluşan Türk restaurant servis imajı nasıl temizlenir bilmiyorum.

Kasım 6, 2007 at 11:10 · Sulu Yemekler, Tatlıcı ve Pastaneler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Kanaat’i yazarken yorumsuz baÅŸlığı altına sadece resimleri koymayı planlıyordum. Ama yazmadan duramayacağım.
Yaklaşık 75 yıldır hizmet vermekte olan ve artık kült bir restaurant haline gelmiÅŸ olan Kanaat’i çok uzun yıllardır Rumelili bir aile yönetmekte. Yaklaşık 65 kiÅŸinin çalıştığı tesiste çalışanların hizmet ortalaması 30 yıl. Bu nedenle lezzette, hizmette uzun yıllardır hiç deÄŸiÅŸmiyor. Kapıdan içeri girer girmez sizi o envayi çeÅŸit tatlının olduÄŸu reyon karşılıyor. Daha yerinize oturamadan tatlıların camına yapışıyorsunuz.


O güzelim yassı kadayıflar, peynir tatlıları, ayva tatlıları, kabak tatlısı sütlü tatlılar vesaire vesaire. Ve hemen ardından masanızı bulmadan önce yemeklerin sergilendiği bölümden yemeğinizi (ya da yemeklerinizi) seçiyorsunuz.

Ardından masanıza oturuyorsunuz. Kanaatte 35 yıldır çalışmakta olan Mustafa amca kulağının arkasındaki kalemini eline alıp yanınıza geliyor ve siparişleri alıyor.

Konuşmayı çok sevmiyor ama yüzündeki tebessümde eksik değil. Biz çorba, Batur ise zeytinyağlı enginar ile başlıyor.

Ardından Ben özbek pilavı ve az lahana dolması sipariş ediyorum.

Selda ve Batur önce az ıspanak alıp paylaşıyorlar ve ardından nohut pilavları geliyor. Bu arada ortaya güveç geliyor.

Tabii bu arada sürekli bizim masaya çalışan Mustafa amca bile artık konuÅŸmaya baÅŸlıyor. Tatlı faslına geçiyoruz, ben “Rumeli Tatlısı / Kaymaçina” dedikleri Creme Brulee benzeri tatlıyı sipariÅŸ ediyorum, 2 tanede kaymaklı ayva tatlısı geliyor, bir de aÅŸure.


Kaymaçina’da hafif bir yumurta kokusu var ama diÄŸerleri muhteÅŸem. Çaylarımızı Mustafa amcanın yanaklarından kan fışkıran yeÄŸeni “komi ÅŸefi” Mustafa getiriyor. Åžirket İngilizce kursuna yollamış ve mutfaktan servise geçiÅŸ yapmış. Komi ÅŸefi Mustafa, Mustafa amca gibi deÄŸil, anlatmak istiyor. Niçin ÅŸimdi de Fransızca da öğrenmek istediÄŸini, niçin bu kadar çok kilo aldığını Batur’un göbeÄŸini kontrol ederek uyarıyla anlatıyor. Batur tabii ki o muhteÅŸem dondurmayla kapanışı yapıyor.

Mustafa amca’dan hesabı istediÄŸimizde, o uzun listeyi eline alıyor ve toplamaya baÅŸlıyor; “Yahu kağıtta yer kalmamış”, diyor ve toplamı adisyonun arka tarafına yazıveriyor. “Kanaat”kar bu lokantada bu yediklerimizin hepsi için sadece 44 ytl hesap geliyor. Bir de ufak not Kanaat’te kredi kartı geçerli deÄŸil. Biraz yavaÅŸ çalışsada vale park hizmeti var.

Ekim 28, 2007 at 00:39 · Sulu Yemekler altında arÅŸivlenmiÅŸtir , Yazan: Ahmet
Batur’un PSP’sine yeni oyunlar almak Kadıköy’e indiÄŸimizde, aç karnına YazıcıoÄŸlu’na girmek olmaz diye önce yemek faslına giriÅŸtik. Yaklaşık 90 yıldır Kadıköy’de iÅŸletilmekte olan ve en son 1990′lı yıllarda gittiÄŸim Fehmi lokantasına gitmek en kolayı olarak gözüktü. Zaten Batur acıktım diye sızlanırken, baÅŸka alternatif arayamadık.

Fehmi’nin kapısına geldiÄŸimizde pek tanıyamadım, zira yılların Fehmi’si giriÅŸini deÄŸiÅŸtirmiÅŸ ve isminin başına kocaman Yanyalı yazmışlar (Bende hem yazı karakteri olarak, hemde ses uyumu olarak “Konyalı” çaÄŸrışımı yaptı). Eskiden camında asılı olan Fehmi Lokantası yazısını sol tarafa almışlar. Yan dükkanı da alıp orayıda Fehmi’nin tatlı bölümü yapmışlar.

İçeri girdiÄŸimizde yemeÄŸini seçerken, Batur “Ufff hepsi de çok güzel görünüyor…” deyince sulu yemeklere imrenen çocuk sayısı çok fazla olmadığından, garson bile ÅŸaşırdı ve yemeÄŸini direkt seçti “Ben kuru fasulye ve pilav istiyorum” dedi. Ben arpacık soÄŸan yahnisi hayaliyle gelmiÅŸtim ama kalmayınca kuzu - kuskus sipariÅŸ ettim. Selda oturduktan sonra hünkar beÄŸendi sipariÅŸ etti(eser miktarda etle servis edildi). Hepimiz de çorba sipariÅŸ ettik. Brokoli, ıspanak ve mercimek çorbaları sipariÅŸ ettik. Çorbalar (Brokoli çorbasının, Fehmi’de yenesi olmadığı ve yılların mercimek çorbasının da un çorbası tadında olduÄŸu hatırlatmasıyla) ve kuru fasulye hariç diÄŸer yemekler güzeldi. Kuru fasulye ise iyi piÅŸmemiÅŸti. Sıcak yemeklerde saÄŸlıklı fındık yağı kullanıldığını gururla söylüyorlar, fakat sanırım ki yemeklerdeki genel lezzet farklılığı fındık yağından kaynaklanıyor.

Toplamda 60 ytl civarında bir hesap geldi ki, bir esnaf lokantası için yüksek sayılabilecek bir hesaptı.
