Balıkçılar » sofra » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Kategori Balıkçılar

Londra’dan “Fryer’s Delight”

BirleÅŸik Krallığın en bilinen yemeÄŸi nedir derseniz, hiç düşünmeden “Fish and Chips” diyebilirim. Her bölgede bilindik bir F&C’ciye rastlamak mümkün. Londra’daki en bilinen “Fish and Chips” ise Holborn bölgesindeki ”Fryer’s Delight”.

KuruluÅŸu ise 1962′ye kadar gitmekte. Time Out London dergisi son 4 - 5 yıldır en iyi F&C restaurant’ı payesini vermekte.

Toplamda 4 - 5 masalık bir restaurant. Hafif kilolu iseniz masaya oturmak bir hayli zor olmakta. Doğru dürüst bir aspirasyon yok, üzerinizin yağ kokması kaçınılmaz gözüküyor. Ama belki kapının hep açık olmasından dolayı pekte öyle değil.

Fakat bu zorlukların hepsi gelecek balık için değer diye düşünmekteyim. Mezgit (Haddock), Pisi (Plaice), Morina (Cod) alternatifleriniz bulunmakta. Çıtır çıtır Cod Fish çok leziz. Yanında ev yapımı patates (genellikle sirke ile servis ediliyor) ve tartar sos ile muhteşem oluyor.

Ve tabii ki Londra ÅŸartlarına göre çok ucuz bir restaurant. “Cheap Eats in London” listelerinden hiç düşmüyor.

Pazar günleri hariç 12:00 ile 23:00 arasında hizmet vermekte.

Lotis Balık - Amasra

Liman çevresine sıralanmış çeşit çeşit balık lokantaları, taptaze çıtır çıtır kızarmış balıklar ile sizleri bekliyor. Amasra tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında, balık lokantaları da bu ilçenin ziyareti için neden oluşturmaktadır. 

Amasrada balık porsiyon usulu ile değil, tava usulu ile servis edilmektedir. Bir tava yaklaşık 3 porsiyon kadardır. Balıklar tavaya bir düzen içinde dizilir ve hafif tavanın şeklini alarak çıtır çıtır kızarmış olarak servis edilir.

Amasra’da meze olayı pek yoktur. Yemek yemenin tek bir amacı vardır, o da Balık. Bir de balığın yanına olmazsa olmaz “Salata”. Amasra’daki balık restaurantları arasında gizli bir salata rekabeti vardır. İçindeki yeÅŸillik çeÅŸidine ek olarak üst kısmı resim gibi süslenir. Yemeye kıyamayacağınız bir görüntü oluÅŸur. 

Bu gidiÅŸimizde Karadeniz hamsisi, yöresel palamut ve küçük karadeniz mezgit’i yedik. Hepside birbirinden enfesti. 

Hepsinden sonrada, torba yoğurdu üzerine muz ya da kivi, bal ve fındık dökülerek oluşturulmuş tatlı. 

Zamansız aramızdan ayrılan “Barış Akarsu” neredeyse Amasra’nın alamet-i farikası olmuÅŸ. Adına özel festivaller, ödüller verilen Barış’ın resimleri, posterleri kentin dört bir yanında yer almakta.

Yağmurlu bir Amasra gününde ziyaret ettiğimiz kentten, en kısa sürede tekrar gelebilme dilekleriyle ayrılıyoruz.

Kalpazankaya Restaurant - Burgazada

Kalpazankaya restaurant, Burgazada’nın güneybatısında yeralan Kalpazankaya burnunun hemen sırtlarında yeralmaktadır. İskeleden sonra yaklaşık 3 kilometrelik harika bir yürüyüşle ya da ondan daha da güzel bir fayton sefasıyla (20 ytl) ulaÅŸabilirsiniz. Burgazada, Heybeli ya da Büyükada gibi deÄŸil, daha nüfus yapısı pek deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Halen yıllar öncesinin izlerini taşıyor. YaÅŸlı nüfusun giyimi, konuÅŸma ÅŸekli hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸ. Zaten pekte genç nüfüs yok.

Adanın yaklaşık %20 lik bölümünde yerleşim var ve yerleşim tamamen iskele çevresinde yoğunlaşmış. Kalpazankaya ise bu yerleşime tam zıt istikamette bulunmakta. Yani sessiz ve dingin tam çam ormanları içinde bir bölgede. Tam altında bölgeye ismini veren kalpazankaya ve plajı bulunmakta. İstenirse buraya tekne ile yanaşmak için mini bir iskele de var. Restaurantta oturduğunuzda tam karşınıza 1960 ihtilali ile o hüzünlü 3 idam kararının alındığı Yassıada gelmekte.

Restaurant’a girer girmez o salaÅŸ masa ve sandalyelerin üzerinde, cumartesi için zeytinyaÄŸlı dolma sarmakta olan iki hanımefediye kolay gelsin dileklerinde bulunup, manzaralı bir masaya yerleÅŸiyoruz. Zaten manzarası olamayan bir masa yok gibi ama. Oturur oturmaz etrafınızı serçeler çeviriyor. Masaya hemen konan su ve ekmek ardından, daha sipariÅŸlerimizi bile veremeden serçelerin beslenme saatine geçiyoruz. Belli ki hepsi insana çok alışık. Bir süre sonra serçeler masa üzerine müdahil olmaya baÅŸlıyorlar ve biraz daha ileri giderek avcunuzdan ekmekleri toparlıyorlar.

Batur oturur oturmaz abi, abi diyerek servis görevlisini çağırıyor ve sipariÅŸini söylüyor; “Bana tandır lütfen”. Fakat acı gerçekle karşılaşıyor, tandır hafta sonları oluyormuÅŸ. Genelde sipariÅŸler köfte ve istarvit tava üzerinde yoÄŸunlaşıyor. Güzel çoban salatalar ve yoÄŸurtlu çıtır çıtır semiz otları yemek öncesi mideye indiriliyor.

Köfteler gerçekten çok leziz, iri, son derece pişkin ve içi sulu. Patatesler ise kuru ve fazlasıyla yağı çekmiş.

İstarvit ise taptaze iyi kızartılmış ve güzel bir sunuşla hazırlanmış.

Hepsinin üzerine ise son derece lezzetli sufleler geliyor.

Belki haftaiçi olmasından kaynaklı, servis görevlileri pek bir ilgisizler. Ben yemek üzerine çay yaptırmayı beceremiyorum. Halbuki içeride çalışanlar demli çaylarını içmekteler. Meğer sadece çalışanlar için çay yapmışlar ve bitmiş. Fakat olaya Selda el koyunca çay demlenmesini sağlıyor.

Tuvaletler bu salaş mekan ile çok ilgisiz olarak tertemiz.
Sekiz kişi yaklaşık 190 ytl hesap ödüyoruz (23 ytl/kişi).

Halil’in Yeri - Akyaka

Epeydir aklımızda olan bu tesise nihayet bu tatilde gitme olanağı buluyoruz. Datça’ya giderken yolumuzu Akyaka’ya çeviriveriyoruz, Sakar geçidinden çıkarçıkmaz Akyaka yoluna dönüyoruz. 5 - 10 dakikalık iniÅŸten sonra tesise varıyorsunuz. Kadın azmağı nehrinin üzerinde yaklaşık 45 yıldır hizmet vermekte olan tesis’in içine girer girmez dere içine kurulmuÅŸ salıncağı görüyor ve hemen parmak arası terliklerinizi ayağınıza geçirip salıncaÄŸa kuruluyorsunuz.

Grup bir anda darmadağın oluyor. Acıkanlar masaya oturuyor, çocuklar ve suyla oynamayı seven büyükler (!) nehrin içinde. Dere içinde ise ördekler ve helikopter böcekleri alımlı renkleriyle poz veriyorlar.

İlk yarım saat bu şekilde geçiyor. Artık ayaklar buz kesmeye başlayınca tekrar terlikler ayağa geçirilip masaya oturuluyor. Bu kez de ortalıkta kum gibi dolaşan servis görevlileri masaya uğramıyor, adeta kollarından çekerek masaya yönlendiriyoruz.

Mekanın tek ana yemeği alabalık. Herkez alabalık sipariş ediyor. Salata ve içecekler servis ediliyor. Zeytinyağlıların listesi servis görevlilerinin ağzından cımbızla alınarak bir kaç tane sipariş ediliyor. Alabalık tavalar servis edildiğinde ise mekanın haklı ünü pekişiyor. Dışı çıtır çıtır kızaran balıkların içi pişkin ve sulu olarak servis ediliyor. Çok çok lezzetli.

Marmaris ya da Datça’ya gidiyorsanız, bu sevimli tesisi ziyaret ediniz. O dışarıdaki kavurucu sıcaktan kurtulup serin bir mola, insanı zıpkın gibi yapıyor. Artık uykunuz açılmış dipdiri bir ÅŸekilde yola revan olabilirsiniz.

Fiyatları ise son derece makul. American Express kredi kartı vermeyin %5 lik bir komisyon talep ediyorlar, diğer kredi kartlarında sorun yok. Tuvaletler temiz.

İskele Balık - Çengelköy

İstanbul boğazının en güzel kıvrımında yer alan bu balıkçıya sadece manzarası için bile gidilir. Çengelköy vapur iskelesine bitişik bu mekan, Boğaz köprüsüne tam karşıdan bakmakta ve bu görüntü eşliğinde balık yemenin keyfi de bir başka.

Bu kez akÅŸam üzeri daha güneÅŸ batmadan manzarayı yakalamak için Batur’u apar topar kurs’tan alıp Selda ile direkt burada buluÅŸtuk. Fakat manzaramızın yarısında iskeleye demirlemiÅŸ bir boÄŸaz vapuru vardı. O da manzaraya bir güzellik katmasına raÄŸmen olmamasını tercih ederdik.

Bu vapur yemeÄŸimizin neredeyse sonuna dek bize eÅŸlik etti. Ta ki tatlılara kadar. Tam tatlılarımız gelirken, halatlarını çözdü ve gürültülü bir ÅŸekilde iskeleden uzaklaÅŸmaya baÅŸladı. Bu aynı bir tiyatro oyununda perdenin açılışına benziyordu. Zira vapur giderken o boÄŸazın ve BoÄŸaz köprüsünün ihtiÅŸamlı manzarası aynı bir tiyatro’nun dekorları gibi ortaya çıkıyordu. (Tabii BoÄŸaz köprüsünün o iÄŸrenç ışıklandırmasını saymazsak. Koskoca Sabancı kulelerinin de yanar dönerli bu alaturka zevk ile donatılması ise ayrı bir ironi)

İskele’nin o enfes lakerdası ile baÅŸladık. Balık pazarına ihanet etmek istemem ama daha güzel. Deniz börülcesi, kalamar, tereyağında karides ve bir kaç meze daha geldi. Hepsi de çok lezizdi, ya da biz manzaraya bakmaktan hipnotize olmuÅŸtuk.

Lagos şiş ve Barbun sipariş ettik. Lagos enfesti. Barbunları özellikle çok iri olmayanlarından sipariş etmiştik ama biraz koku vardı ve pek iyi pişirilmemişti.

Ortaya gelen taptaze sızma zeytinyağı ve limon ile hallenmiş roka dağı yediklerimiz ve içtiklerimizin yanında harika gidiyordu.

Üzerine dondurmalı irmik helvası ve sufle aldık. İrmik helvası çok lezizdi. Sufle ise lezzetli fakat pek alışmadığımız gibiydi. Dışının kekimsi yapısı iyiydi fakat içindeki çikolata çok sıvı kalmıştı. Ama lezzet açısından güzeldi.

Dikkat hesap çok pahalı balıkçılar sınıfına giriyor.

Not: Klasik olarak yaptığım, yediklerimizin fotoğraflarını çekemedim. İki sebebi vardı, birincisi yemeklere çok hızlı girdik, ikincisi ise aklıma geldiğinde arka masamızda tiyatro ve müzik dünyasının çok popüler bir çifti yemek yemekteydi, onları irrite etmek istemedim.

Balıkçı Sabahattin - Cankurtaran

MYY’den 2008, dinleyiniz.

Bir öğlen iÅŸyerimde çıkan ve bir türlü alışamadığım yeÅŸil mercimek sayesinde tanıştım Sabahattin ile. Daha önce Sultanahmet civarında ne kadar çok gezdiÄŸimiz düşünülürse, bu kadar yakınındaki bu mahalleye yeterli ilgiyi göstermediÄŸimizi bu sayede farkettim. Tarihi dokusu bu kadar korunmuÅŸ bir mahalle İstanbul’da baÅŸka varmıdır bilmiyorum. Bir yanda; dar sokaklara açılan kapı önlerinde oturup dedikodu yapan kadınlar, yollarda pervasızca top koÅŸturan çocuklar, iki ya da üç masalık kahvelerde yola taÅŸan okey partileri, diÄŸer yanda ise; aslına uygun restore edilmiÅŸ eski ahÅŸap İstanbul evlerinin pansiyon ya da otele dönüşmüş hallerinden çıkan turistlerin mahalleye uyum göstermiÅŸ halleri. Onlarda sokaklarda ve kaldırım kenarlarında oturarak ellerinde haritalarla günün mütalaasını yapmaktalar. Bu manzaralar Cankurtaran’ın günlük sıradan görüntüleri.

Aslen Trilye’li olan Sabahattin, Armada’nın onardığı 1927 yapımı şık bir ahÅŸap evde hizmet vermekte. 2000 li yılların başına dek 2 arka sokakta salaÅŸ bir dükkanda hizmet vermekte imiÅŸ. 44 yıldır bu iÅŸi yapıyor. 2007 yılında Forbes dergisinin İstanbul’daki en iyi 5 lokantasından biri olmuÅŸ. The New York Times gazetesine 2 kez kapak sayfasında haber olmuÅŸ (Duvarlarında gördüğüm).

Mezeleri getirdikleri tepsi diğer balıkçılardaki gibi devasa değil. Bu mütevazi tepsi içinde damak zevkinize uygun mutlaka birşeyler oluyor. Deniz börülcesi ve lakerda çok leziz. Midyeli pilavı artık fenomen haline gelmiş. Tane tane midyeli bir iç pilav.

Ardından tekir ve irice bir tabak karışık salata ile devam ediyorum. Tekirler oldukça iri ve doyurucu bir tabak.

Etrafı şeffaf korunaklı bahçede yemeğimi yiyiyorum. Çevredeki masaların neredeyse tamamı turist. Bu ortamda bile sigara yasağı uyguluyorlar. Bu konudaki hassasiyetlerini özellikle tebrik ettim.

Yemeğin üzerine güzel bir irmik helvası ve yanındada bir top vanilyalı dondurma. Enfes bir final ve bu final size tesisin güzel bir jesti.

45 ytl lik bir hesap geliyor ama o bembeyaz masalarda aldığınız bu nezih hizmet ve lezzetli yiyecekler için değer diye düşünmekteyim.

Bir sabah baÅŸlayacağınız Cankurtaran gezinizden sonra öğlen yemegi için Sabahattin’de vereceÄŸiniz bir mola ile, akÅŸamın kargaşısından uzakta rahatça yemeÄŸinizi yiyebilirsiniz. (0 212 485 18 24)

Tarihi Karaköy Balıkçısı

Karaköy Tünel civarında yer alan bu mekan gerçektende tarih kokmakta. 1923 ten beri hizmet vermekte olan balıkçı, son 17 senedir aynı işletmeci tarafından yönetilmekte. Girişinde iki masa, üst katında ise 5 -6 kadar masa var. Küçük ve basık tavanlı bir mekan yani biraz klastrofobik bir yer. O küçücük mekanda her milletten insan var. Rezervasyon yok, gelen yer varsa oturuyor. Aşağıda açıklayacağım lezzet ve hacim sebepli olarak; bir miktar beklemeden oturmak pek mümkün değil.

Daha girişinde o nostaljik havası ile insanı etkileyen bir görüntüsü var. Dışarıdan cumba şeklindeki camekan içinde balıklar çok hoş bir şekilde teşhir ediliyor. İçeri girer girmez hemen solunuzda ızgara ve balıklar yeralmakta. Yukarı çıkan dap daracık merdivenlerin hemen yanındaki bir karatahtada günün menüsü ve yanında da fiyatları yer almakta. Yani sürpriz yok. Biten ürünün üzeri tebeşirle hemen çiziliyor. Geç kalmanız halinde bir çok çizikle karşılaşabilirsiniz. Zira mekan saat 15:00 da kapanıyor ve saate kadar ellerindeki herşey bitmiş oluyor.

Bu tip balıkçıları çok seviyorum. Meze seçme derdi yok. Ağzınızın tadıyla balık ve salatanızı yiyiyorsunuz. Hele ki balıklar buradaki gibi çok lezzetli ise.

Saat 13:00 civarında masaya oturuyoruz. Garsonumuz Muhsin bey herzamanki gibi güleryüzü ve özenle briyantinlenmiş saçları ile aceleyle aşağı yukarı koşuşturmakta. Çevremizde İtalyanca ve İngilizce konuşulan masalar var. İtalyanların olduğu masada; içlerindeki Türk iş adamına yediklerinin güzelliği ve lezzetini mütebessim bir şekilde vücut dillerini de kullanarak anlatmaktalar. Muhsin bey sipariş almaya geliyor, maalesef her zaman içtiğimiz o harikulade balık çorbasından kalmamış. Biz israrcı oluyoruz ama nafile yok. Halbuki bizden 1 - 2 dakika önce sipariş veren yan masamızdakiler höpür höpür çorbalarını içiyorlar. Ahh 5 dakika önce gelseymişiz biz içecekmişiz (Onlara da yarımşar porsiyon vermişler, yani kazanın dibi imiş).

Neyse ben mekanın spesyali kağıtta levrek (pek fotojenik olmayan bir tabak ama çok çok leziz), Selda ise Lüfer ızgara yiyiyor.

Ortaya bir yeşil, bir de roka salatası geliyor. Ve buraya özel o minyatür ekmekler. Buradaki kağıtta levreği yemeniz halinde, dışarıda yapılan hiç bir levreği beğenmiyeceğiniz kesin. Muhteşem lezzetli oluyor. Mutlaka denemeniz gerekir. Lüfer ise irice ve tam formunda pişirilmiş. Hepsiniz üzerine fıstıklı helva (o bile çok taze ve lezzetli) ve komşu kahveden tavşan kanı çay. Hesap ise 47 ytl.

Bu gizli kalmış lezzet ÅŸahikası restaurant’ı denemenizi ÅŸiddetle öneririm.

AÅŸağıdaki “Google Map” linkinden tam yerini görebilirsiniz. EÄŸer aracınızla geliyorsanız KardeÅŸim sokağına sapmadan 20 metre önce küçük bir otopark var. EÄŸer ÅŸansınız varsa yer bulabilirsiniz. Sakın olaki yola bırakmayın ya aracınız çekilir ya da okkalı bir ceza yiyebilirsiniz. Lezzeti ile olduÄŸu gibi, hızlı servisi ile de yıldız alan bu küçücük mekanın tuvaleti de tertemiz, kredi kartı geçmiyor, içki servisi yok ve pazar günleri kapalı.

Dip not: Lütfen yazılarınızı okurken, eÄŸer PC’nize speaker baÄŸlı ise yukarıdaki player’a basıp, seçtiÄŸim sürpriz parçaları dinleyiniz. Bu seferlik sürpriz’i bozuyorum; 1998′de aramızdan ayrılan YaÅŸar Güvenir üstadın briyantinli saçları (servis yapan Muhsin bey’den çaÄŸrışım yaptı) ve kalın gözlükleri ardındaki romantik dünyasını yansıtan nostaljik Türk filmi tadında bir parça: “Sensiz saadet neymiÅŸ” dinleyiniz.

Adem Baba - Arnavutköy

BoÄŸaz’ın Avrupa yakasında canınız balık mı istedi. Ama hesaplı ve lezzetli olsun istiyorsunuz. Ehh boÄŸaz manzarasıda olsa fena olmaz dediniz. Arnavutköy Adem baba doÄŸru tercih.

Şu anda 3 katlı bir binanın ikinci ve üçüncü katında deniz görür bir mekana taşınmışlar. Eski dükkanın 2 dükkan denize yakını olan bina.

Öğle tatilinde geldiğimiz mekan, hızlı servisiyle mahçup etmedi, vaktinde işe yetiştik. Balık olarak tekir ve hamsi yedik, porsiyonlar çok büyük ve doyurucu. Tekirler iri ve çok lezzetli, hamsi ise iyi kızarmış ve yağ çekmemişti. Ortaya peynirli maksi boy bir salata geldi ki oda üzerine zeytinyağı ve limon gezdirilmesiyle, ziyadesiyle leziz bir hal aldı.

İşletme ortağı ve tesise ismini veren Adem hala balığa çıkıyormu bilmiyorum ama balıklar daha yeni denizden çıkmış gibi çok taze.

Sonuç, eski yerleri giriş, deniz görmez ve çok ufacıktı ama -Bence- kesinlikle çok daha sevimli ve samimi idi. Burası tabii boğaz görür bir mekan, ama fiyatlar üzerinde ufakta olsa bir yansıması var. Tekir, hamsi, büyük salata ve 1 kola 37 ytl. İçki yok. Park yeri bulmak çok sıkıntılı.

Kaana - Gündoğan Bodrum

Batur AÄŸustos’ta Babaannesi ile kuzenim Nihal’in Bodrum GündoÄŸandaki yazlığında 10 gün kadar kaldı. Haftasonunda Selda ve ben de 2 günlüğüne onlara katıldık. Ev “BirleÅŸmiÅŸ Milletler” gibiydi. Nihal, Fransız EÅŸi Gregoire, çocukları Pamuk ve İskender, İsrailli arkadaÅŸları, Rus eÅŸi ve iki çocukları, Nihal’in Fransız Kayınpeder ve Kayınvalidesi ve Annem, Selda, Batur ve Ben. Evde Türkçe, Fransızca, İngilizce, Rusça ve İbranice konuÅŸulmaktaydı. Toplam 14 kiÅŸiydik.

AkÅŸam yemeÄŸi için koydan yürüyerek GündoÄŸan sahiline ulaÅŸtık. Hedefimiz popülerliÄŸi fazla “Reana” idi. Ama deÄŸil 14 kiÅŸilik masa, 2 kiÅŸilik bile yer yoktu. Sahildeki tüm restaurantlara bakındık nafile, yer yok. Sadece bir restaurant vardı ki yemek yiyen hiç kimse yok. “Kaana”. Selda umutsuzca mutfağına daldı.

İlkay hanım karşıladı ve hemen mezelerin nasıl leziz ve temiz oldukları anlattı. Yeni açıldıklarını o yüzden boÅŸ oldukları izah etti. Selda da yeni açılan bu tesise ÅŸans vermek istedi ve mezelerin güzel görüntüsünden etkilenip bizi de oturmaya ikna etti. Hemen plajın önünde uzun bir masa donattılar. Biz mezelere gömülmüşken İlkay hanım Selda’nın yanına gelip boynuna sarıldı ve “Sen bana ÅŸans verdin ya ben de seni misafirlerine karşı asla mahçup etmeyeceÄŸim bak göreceksin” dedi. Harikulade mezeler süper levrek ve deniz çipurası. Gerçektende hiç eksiksiz bir hizmet saÄŸladı, İlkay hanım ve ekibi. Konuklarımızda gerçekten Türk misafirperverliÄŸi hakkında çok iyi bir fikir oluÅŸturdu.

Selda’nın ballandıra ballandıra anlatmasından etkilenen Gülnur Ekimde gittikleri Bodrum tatilinde “Kaana”ya yer vermiÅŸler, Gülnur’un yorumu:

Gündoğan limanının tam karşısında (liman dediysem, bilen bilir, iskelenin irisi) bu yaz açılmış bir lokanta var, Kaana. Selda yazbaşında orada yediği balıkları ve hele de mezeleri öyle bir anlattı ki, gitmek vaciptir artık dedik.

İlkay ve Bilal Yoldemir bu yaz açmışlar bu tertemiz yeri, yıllarca daha yukarıda benzeri bir yerin işletmeciliğinden sonra. Yaz sonu hatta miladi takvime göre sonbaharda gerçekleşen bu ziyaret sırasında Gündoğan artık Gündoğanlılara kalmış, bizim gibi tek tük ziyaretçi de göze batmaz olmuştu. Ama bu tenhalık doğal olarak pek çok cafe-restoran ve benzeri yerin kapanması anlamına da geliyor. İşte Kaana da benzeri birkaç yer gibi 4 mevsim açık tutulması düşünülen, bulunduğumuz kısa zaman diliminde de anlaşıldığı üzere çevre halkın benimsediği, ayağının alıştığı bir mekan olmuş.


İşte bu tavsiye ve selamla gittiğimiz dükkanda İlkay hanım bizi güleryüzle karşıladı, sürümün düşük olması nedeni ile çeşitleri azaltılan mezelerinin hepsinden tattırdı. Balık ve köfte Siparişlerimiz çarçabuk geldi. Izgara balık tam kıvamında pişmiş, içi sulu sulu kalmıştı. Kabakçiçeği dolması, yumuşacık ve lezzetli, köpoğlu mancası ve sarmısak soslu denizbörülcesi güzeldi. Diğer mezelerde vasatın üzerine çıkamamış İlkay Hanım.

Ancak söylemeden geçemeyeceğim birşey var. Heryer ve herşey (tuvaletler özellikle.)o kadar temiz ve tertipli ki, bir kadın tarafından sahiplenildiği ve titizlenildiği ilk bakışta belli oluyor.

Yemekten sonra İlkay Hanım bize akÅŸamüstü çayına gelen komÅŸu hanımlar için yaptığı havuçlu kekinden ikram etti, yanında da tavÅŸankanı çay tabii…

Kaana için temennimiz, bir önümüzdeki yaz sezonuna kadar lezzeti ve özeni koruyup, gözetmesidir.

Kaana Cafe Restaurant
Sahil Caddesi no 13 Gündoğan.

Poyraz - Sahil Balıkçısı

Hafta içi canınız balık çekerse sadece 15 dakikalık bir yolculukla mükemmel bir sahile ulaşıyorsunuz. Kavacık’tan viyadükler istikametine ve oradanda tüneli geçtikten sonra Akbaba istikametine devam ediyorsunuz. Yolda Poyrazköy levhalarını takip edin, en son olarakta Poyrazköy plajlar dan girin.

Orada 2 -3 adet balık lokantası var. Hepside güzel. Biz sıklıkla Sahil Balıkçısına gidiyoruz. Poyraz’a ilk zamanlar Naz - Murat ile gitmeye baÅŸlamıştık. Fakat sonraları buranın dinginliÄŸini çok sevdik, artık diÄŸer arkadaÅŸlarla, anne-babalarla, tek başımıza sürekli gidiyoruz. Kutlama deÄŸer birÅŸey olunca, kafamız bozulunca ya da hiç bir neden yokken, yani herzaman çok güzel.

Küçük bir balıkçı kasabası olan Poyraz’a aman yazın hafta sonları gitmeye tevessül etmeyiniz çok kalabalık. Hafta içi ve cuma akÅŸamları için ideal ya da deniz mevsimi bitiÅŸinden sonra hafta sonlarıda mükemmel. Bugün de o mükemmel günlerdendi. Ece ve Selge ile geldiÄŸimiz Poyrazda, yemekleri beklerken Selge ve Batur hemen önündeki 15 20 dakikada bir araba geçen yolda uyuklayan köpeklerin ve balıktan gırk gelmiÅŸ tok kedilerin hemen önünde voleybol oynadılar, ardından sahilde yürüdüler.

Ben hamsi istarvit, Selda tekir, Ece ve Batur ise Levrek istediler, Selge ise karnını önden kalamar ve karides ile doyurdu.

Mısır ununa bulanıp kızartılmış küçük balıklar çok güzeldi fakat levrek herzamanki gibi olmayıp, kupkuru olmuştu. Pek yenesi değildi. Zaten masaya konan o mis gibi maksi boy salata hepimizi bir miktar tıkamıştı.

Yazın bu son güneşli günlerinde gün batımına yakın gitmeniz halinde, doyumsuz bir manzara izleyebilir, balıkçıların limandan çıkışlarını görebilir, çocuklarınızla spor yapabilir, teknelerini kışa hazırlayan balıkçılarla sohbet edebilir ve en önemlisi karnınızı bu harika aktiviteler eşliğinde güzel bir şekilde doyurabilirsiniz.

Suna Abla’da Balık

Suna Abla, arkadaşlarımızla sık gittiğimiz mekanlardan. Tam Kandilli iskelesinin her iki tarafına konuşlanmış olan masalarda belkide boğazın en güzel manzarası izlenmekte.

Bugün öğlen Selda ile gittik, daha masaları yeni kuruyorlardı. Öğlenleri, ikindileri ya da akşamları o olağanüstü manzaraya karşı ne olsa yenir ama Suna hanımın deniz ürünleri, mezeleri harika özellikle de fava. Orta üzeri fiyat politikasıyla sağladığı ortamın karşılığını alıyor. Çocukla gitmek için pek uygun değil (denizle masalar arasında herhangi bir güvenlik bariyeri yok). Çocuklar yok, yani bu durumda el ele romantizm kaçınılmaz oluyor.

Her güzelin bir kusuru vardır tabii. Kışın iç mekan ufak ve manzara yok. Yazında dış mekanda hafif bir eğim var genellikle bir tarafa doğru eğik oturuyorsunuz.

Bir de fincanda süt ya da bardakta elma suyu (J) içmek pek kolay olmuyor. Hemen yanında çok rahat bir park yeri var.