Çay bahçeleri » sofra » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Kategori Çay bahçeleri

Şark Kahvesi - Kapalıçarşı

Batur’un haftasonu sabahları basketbol antremanı sayesinde, bu tatil günlerinde erken saatlerde evden çıkmak zorunda kalıyoruz. Böylece sabah erken saatlerde günü yakalayabildiÄŸimiz için, bu aktiviteyi hemen her antreman çıkışı keyifli bir geziye dönüştürebiliyoruz.

Bu günün programı Beyazıt ve Kapalıçarşı. Direkt Beyazıt’a gelip Turizm İnformasyon (Cumartesi saat 11:00 den 15:00′e kadar kapalıydı, bu informasyon ofisi niçin vardır peki?) ofisinin önündeki park yerine arabamızı bırakıyoruz ve mini gezimize baÅŸlıyoruz. İÜ büyük kapısı, sahaflar çarşısında kısa bir tur yapıyoruz. Batur’a sahaf’ın ne demek olduÄŸunu izah ettiÄŸimde ise, bana bu kitapların neresi eski, bütün kitapçılarda herkez ÖSS ve OKS kitapları satmakta dedi. Sesimi çıkaramadım haklıydı. Sahafların ardından da Fesçiler kapısından Kapalıçarşıya adım atıyoruz.

Bu kapı beni hep 80′li yıllara götürmüştür. O yıllarda, bu kapıdan giriÅŸin hemen bir arka paralel sokağında kaçak yollardan Türkiyeye getirilen ürünler satılırdı. İlk Çin kes’imi, ilk Converse’imi, ilk Levi’s bluejean’ımı, ilk kayak anorağımı buradan almıştım (O Bulgar malı anorağı hala atmaya kıyamam). Fioricci ve Wrangler jean, Lacoste t-shirt ile ilk burası sayesinde tanışmıştık.

Fesçiler’den girip ilk sola girerseniz güzel bir avluya ulaşırsınız. Gün ışığını yakaladığınız bu avlulardan çarşı içinde bir çok yerde var. Üst katlarındaki o küçük altın atölyelerinde Tiffany, Bvlgari, Gucci gibi ünlü mücevher markalarının tıpkıları üretilmektedir. Bu sokağın hemen üzerindeki yola açılan bir giysi tadilat atölyesinde soluklandık. Bu sırada Mustafa bey’den hem elindeki kömürlü (gerçek wireless ütü) ütüsüyle çalışıp, hem de çarşının bugünlere gelirken yaÅŸadıklarını dinledik.

Buradan sonra tamamen ara sokaklardan devam ederek Bedesten’e vardık. Görmeyeli Bedesten’de çok hoÅŸ bir cafe açılmış. Ambiansı harika gözüküyor. Bedesten’e gelirken bir cafe daha vardı. Bedesten’de güzel bir gezi yaptık. Vitrinlerdeki o ilginç antikalar gerçekten çok güzeldi.

Hedefimiz Åžark kahvesi olduÄŸundan hızlı adımlarla hedefe vasıl oluyoruz. “Åžark” kahvesi kapısındaki “Garb’i” Illy kahvesi reklamı hoÅŸ bir tezat oluÅŸturuyor.

Yaklaşık 50 yıllık bir geçmiÅŸe sahip ve Kapalıçarşının alameti farikası olmuÅŸ bu kahve’de hemen içeride küçük bir masaya ilÅŸiyoruz. Buranın insana huzur veren bir atmosferi var. Üniversite yıllarında ders çalışmak için kullandığımız bu mekan ÅŸimdi ağırlıkla turistik bir iÅŸletme halini almış. Ben ÅŸekerli Türk kahvemi, Batur ise cappucino istiyor. Çok hızlı bir servis ile sipariÅŸlerimiz geliyor. Türk kahvesi mükemmel. Cappucino ise yanındaki çikolata sayesinde hedefini buluyor. Batur baÅŸka yerlerde niçin cappucino yanında çikolata verilmediÄŸi konusunda sitemlerini iletiyor.

Bir süre Kapalı çarşının bu meydanını boş gözlerle seyrediyoruz. O eski günlerdeki kalabalıktan eser kalmamış. Turist popülasyonu son derece azalmış. Zaten konuştuğumuz tüm esnaf ta bundan şikayetçi. Ama bu sonucu yaratan neden de gene kendilerinden kaynaklanmıyor mu? Kollarından sürüklenerek dükkanlara çekilen turistler, 10 liralık malı 30 liraya satmaya çalışan esnaf yani istikrarsız fiyatlar hep bu günkü sonucu doğuran faktörlerdi. Şimdilerde esnaf odası kurallarını oluşturmaya ve uygulamaya çalışsa da geçmişin izleri çok kolay silineceğe benzemiyor.

Buradan sonra kapalıçarşının o labirent gibi sokaklarında ve avlularında amaçsızca geziyoruz. Nihayetinde ise karnımız acıkıyor ve bu nedenle Mısır çarşısının yolunu tutuyoruz.

Sizde bu Tarihi Çarşının tadını çıkarmak için bir Cumartesinizi ayırınız. Ayrıca da ben hala Kapalıçarşının, esnafın en çok iş yapacağı gün olan Pazar günleri niçin kapalı olduğunu anlayabilmiş değilim.

Savoy Pastanesi - Cihangir

Cihangir’de Taksim İlkyardım hastanesinin karşı köşesinde, en kolay tarifle Zümrüt fotoÄŸrafçısının hemen yanında yer alan bu pastane’nin geçmiÅŸi 1950′li yıllara dayanmakta. Şöhreti 1970′lerde hazırlamış olduÄŸu kakao kaplı pastalarla edinen ve kalitesinden ödün vermeden günümüze dek süregelen pastane, halen iki katlı mekanında hızmet vermektedir. Bu pastaneyi eÄŸer daha önce denemediyseniz önünden defalarca geçiyor ve farketmiyor olabilirsiniz. Ama eÄŸer bir kez denediyseniz, yolunuzu deÄŸiÅŸtirip uÄŸramaktan yüksünmezsiniz.

Bu öğlen Savoy’da klasikleÅŸen, ve benimde favori pastam olan, günde 3 yada 4 sefer taze olarak satışa sunulan Milföy pastası denedim. Bu yenmesi en zor pastayı denenebilecek bir çok pastanede denemiÅŸtim. Savoy, milföy için ÅŸu anda vazgeçemediÄŸim 2 pastaneden birisi. Bu kadar taze ve lezzetlisini bulmak mümkün deÄŸil. EÄŸer Milföy seviyorsanız yolunuzu Cihangir’e düşürüp Savoy’u mutlaka deneyiniz.

EÄŸer hava bugünkü gibi güneÅŸli ise dışarıda oturup, tavÅŸankanı çayınızı yudumlarken, Taksim İlkyardıma arkanızı dönerek sirenlerden sıyrılıp, Zümrüt fotoÄŸrafçısına gelen Gelin-Damat’lara bakarak, Milföy pastanızı yiyebilirsiniz.

Önceki müşterilerden kalan kırıntıları ve sigara küllüğünden dökülen külleri üfleyerek masada bir miktar temizlik yaparak oturunuz. Hijenik poşet içinden çıkan çatal bıçak seti maalesef temizlik hissi yaratmaya yetmiyor. Milföy 5 ytl çay 50 ykr.

Şehirhatları Vapurunda Çay

Ne zamandır Åžehirhatları vapuruna binmemiÅŸtik. Batur ise sanırım sadece 2-3 yaÅŸlarında bir kez binmiÅŸti. Bu nedenle Sirkeci DoÄŸubank iÅŸ hanına giderken ailecek gitmeyi önerdim. Aklımda ise vapur ile Sirkeci’ye gitmek vardı. Yola düştük, hava yaÄŸmursuz ve açıktı.

Batur için eÄŸlenceli bir gezi olabilmesi için, martı - simit ikilisinin uyumunu göstermek iyi olacaktı. Kadıköy iskele meydanından simit almaya yeltendik, eskiden olduÄŸu gibi. Oda ne meydanda bir tane bile simitçi yok. Balık ızgaracıların ızgaralarından tüm çevreye dağılan kesif yaÄŸ kokusu var, ayakkabı boyacısı var, Tema’nın standı var, Milli Piyangocu var, kimlik laminasyoncusu bile var ama simitçi yok. Soruyorum kimlik laminasyoncusuna, “yok abi onların hepsini buradan kaldırdılar, yoksa simit sarayları nasıl iÅŸ yapacaktı ki?” dedi. İnanamadım, simitçiler bence buranın alameti farikası olmuÅŸlardı. Ayrıca da simit olmadan vapurda çay içmenin ne zevki vardır diye düşünürken, hemen yanımızda Erzincanlı 10 küsür yaÅŸlarında elinde küçücük bir tepsi ve içinde tam 5 adet simitle etrafını dikkatle kesen bir çocuk belirdi. Yüzünde, sanırsınız ki o tepside simit deÄŸil de, silah satıyormuÅŸcasına bir korku ifadesi var. KonuÅŸuyorum, “abi belediyeciler gördükleri anda tepsiyi alıyorlar, o yüzden az simitle çıkıyorum” diyor. Neyse Ben bu taptaze çıtır simitlerden 3 tanesini alıyorum, mutlu bahtiyar vapura doÄŸru yürümeye baÅŸlıyoruz. Tabii ki Batur daha vapur kalkmadan bir tanesini götürüyor. Selda ve benimki ise duruyor. Çay ocağının yanından geçerken o kırmızılı porselen çay tabaklarının şıkırtılı yıkanma sesi ve bardaklara dolan tavÅŸan kanı çay, elimdeki simitin sonunu hazırlıyor. Ben de o tavÅŸan kanı çayımı alıp açıkta simidimi lüpletiyorum.

Sadece Selda’nın o taÅŸ gibi iradesi sayesinde simidi olduÄŸu gibi duruyor. Ve vapur Eminönü’ne doÄŸru yol alırken vapurun arkasında birer ikiÅŸer martılar birikmeye baÅŸlıyor. O martı çığlıkları sanki Selda’nın simidi için. Batur martıların beslenme saatinin açılışı yapıyor bile, martılar akrobatik uçuÅŸlarla neredeyse hiç birini suya düşürmeden kapmaktalar. Eminönü’ne yaklaşırken bu beyaz kuÅŸlar adeta simidi elimizden alacak kadar yaklaşıyorlar.

Geminin kıç tarafında bu aksiyonu gerçekleÅŸtirirken hemen arkamızdaki yazı Selda ve Ben’i yıllar öncesine götürdü.

Daha evlenmeden önce, Selda Esbank Eminönü şubesinde çalışırken, akşamları eve 18:30 Eminönü - Bostancı vapuruyla dönerdik. Bu vapurda herkez birbirini tanırdı, müdavimlerin kendi aralarında selamlaşması adettendi. Genellikle de şimdi bulunduğumuz kıç bölümünde seyahat ederdik. Burada bir keyif grubu vardı ki unutulmaz. Küçük bir tabakta mezeleri ve ellerinde rakıları abartısız bir keyif yaparlardı. Sessiz, fısıltıyla o günün muhasebesi yapılırdı bu sohbetlerde. En ufak bir taşkınlık olmazdı. Ahh ahhhh.

Eminönü’ne vardığımızda hava bir miktar daha kararmıştı ve hala aynı martılar etrafımızda uçuyorlardı, belkide minnettarlıklarını bu ÅŸekilde göstermekteydiler.

Güzelcehisar - Otağtepe

İstanbul boÄŸazını, Anadolu hisarı sırtlarından kuÅŸbakışı görüp, güzel bir çay içip yanında da güzel bir mozaik pasta yemek isterseniz; adres tek. Karşınızda Rumeli, altınızda Anadolu hisarı ve önünüzde sanki bir nehir gibi kıvrılarak uzayan İstanbul boÄŸazı. Yabancı misafirlerimizi sürekli bu mekana götürürüz, genelde İstanbul’un diÄŸer turistik yerlerine göre daima daha çok ilgi çeker.

Arefe günü Batur, Mertlere gidince bizde yarım günlük mesai ardından boÅŸluÄŸa düştük. Güzel havadan da faydalanıp OtaÄŸtepedeki Güzelcehisar Cafe - Restaurant’a gittik. DeÄŸiÅŸmezimiz olan mozaik pasta ve çaylarımızı sipariÅŸ ettik. Dışarıda baÅŸlayan keyif, havanın soÄŸumasıyla birlikte panoramik manzaralı camlarıyla iç mekana taşındı.

Bu kez mozaik pastanın üzerindeki çikolata sosunu abartmışlardı. Zaten oldum olası o plastik şişelerden sıkılan erimiş sakız kıvamındaki çikolata soslarından haz etmemişimdir. Aman diyeyim mozaik pasta siparişi verirseniz, o güzelim ev pastasını çikolata sosuyla rezil etmelerine izin vermeyin.

Ben mozaik pastayı lüpletirken, Selda ise yarın, yani bayramın birinci günü için harita elinde planlar yapmaktaydı. www.yinedustukyollara.com

Balık, fast food ve hertürlü ızgara da olan tesiste fiyatlar yüksekçe. 1 Mozaik pasta ve 2 çay 15 ytl. Çocuk oyun alanı ve rahat bir otoparkı var. Otağtepe muhteşem çıkmazında.

1/8/2009 Düzeltme notu: O güzelim mozaik pasta artık yok, daha doğrusu mozaik pasta diye bisküvi, incir, kuru kayısı ne olduğunu çok iyi anlayamadığım bir dolgu malzemesiyle hazırlanmış bir şey geliyor. Hiç ama hiç yenesi bir şey değil.

Palamutbükü Aile Çay Bahçesi

Datçaya gidipte Palamut Bükü’nde denize girmemek olmaz. Tabii bizde Palamut büküne gidip denize girdik. Ardından yol kenarında sadece 2 masası olan bir çay bahçesinde ılgın aÄŸaçları altında mola verdik. Manzarası aÅŸağıdaki resimde var, o manzaraya karşı insanı bıraksalar sabaha kadar oturabilir. Az aÅŸağıdaki (Limanına yakın) burgerciden çift kaÅŸarlı tostlarımızı yaptırdık ve keyfimize baktık. Çay süperdi, 2 demlik bitirdik.

Ardından yaklaşık 15 - 20 km uzakta olan Hayıt bükü’ndeki pansiyonumuza döndük. Orada denize girdik, saat 19:00 sularında fotoÄŸraf çekmek istedim, aaa yok fotoÄŸraf çantam yokkk. Selda ve Batura’a terör estiriyorum, heryere bakıyorum yok. Bilenler benim bu ekipmana ne kadar önem verdiÄŸimi bilirler. Sonra aklıma geliyor ki Palamut Bükündeki çay içtiÄŸimiz yerde unutmuÅŸtum. Hemen arabaya atlıyoruz, o 20 km kadar virajlı yolu 10 dakika içinde aldıyoruz. Çay içtiÄŸimiz yere geliyorum ki, çantam masanın üzerinde öyle duruyor. Kimse ellememiÅŸ, arka evlerden birinden bir kadın bağırıyor “Haa o çanta sizinmiydi, burada hiç bir ÅŸey olmaz merak etmeyin” diyor.

Palamut Bükü halkı sizi çooook seviyorum.

Seddülbahir’de çay

Seddülbahir Konak Çay Bahçesi

30 AÄŸustos tatilinden faydalanıp, cumada izin alarak 4 günlük tatilimizi geçirmek üzere Kadırga -Yıldızsaray Motele gidiyoruz. Çanakkale üzerinden gidiliyor, feribota binmeden önce 26 km yolu göze alarak Seddülbahir’de çay içmeye gidiyoruz. Seddülbahir, Gelibolu yarımadasının en uç noktası. Burada köy konağının hemen içinde “Konak Çay Bahçesi” var. Bu mekanı ilk 2 yıl önce Üniversite arkadaşım Özkan ile çoluk çocuk Saroz’da kamp yapmaya giderken keÅŸfetmiÅŸtik. OturduÄŸunuz yerde bir tarafınız Ege denizi, diÄŸer taraf ise Çanakkale boÄŸazı. Böyle muhteÅŸem bir konumdaki tesiste oturmak gerçekten bir ayrıcalık diye düşünürken, tesisin içinden bir tartışma sesleri geliyor. Arkadaşımız Gülnur tuvaletlerin pisliÄŸi konusunda iÅŸletme sahibini uyarmak isterken, iÅŸletme sahibi bunu kendisine bir hakaret olarak algılayıp yüksek sesle kendisini savunuyor.

Kısaca, çay (vasat) ve yanınızda getirdiğiniz kurabiyeleri böyle muhteşem bir coğrafyaya bakarak yemek istiyorsanız mutlaka tuvalet ihtiyacınızı daha önce karşılamış olun.