Restaurant Güncesi » sofra » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Åžarabi - BeyoÄŸlu

Hemen Çiçek Pasajı’nın giriÅŸinde yer alan bu restaurant, daha doÄŸrusu “Åžarapevi” epeydir denemek istediÄŸim bir yerdi. Restaurant’nın alt katında Tophaneye kadar uzanan bir su geçidinin sarnıç bölümü olduÄŸundan da çok merak ediyordum.

İstiklal’de öğlende serseri mayın gibi restaurant ararken algıda seçicilik olduÄŸundan sanırım ayaklarım kendiliÄŸinden “Åžarabi”den içeri giriverdi. İçeride hiç müşteri yoktu. Servis veren görevliden alt sarnıç katına servis alabilirmiyim dedim, görevli ise sadece akÅŸamları servise açılıyor, mümkün deÄŸil yanıtını verdi. Bunun üzerine hemen giriÅŸte cam kenarındaki bir masaya kuruldum. SipariÅŸ olarak kavrulmuÅŸ sebze üzeri incik, ege salatası ve bir kadeh’te ÅŸef’in önerisiyle Kalecik karası sipariÅŸ ettim. Ve beklerken İstiklal’deki o mahÅŸeri kalabalığın başımı döndürmesine engel olmak için, BB’de “Brickbreaker” oynayarak başımı döndürüyordum.

Güzel ve taze malzemeyle hazırlanmış lezzetli bir salata geldi, fakat İncik için aynı şeyi söylemem pek mümkün değil. Son derece sert olmuştu. Pek yenesi değildi. Bayağı bir boğuşma sonucunda üzerindeki etlerin ancak %60 kadarını yiyebildim.

Benim orada bulunduğum süre içinde yani 12:15 ile 12:55 arasında hiç müşteri gelmedi. Hesap geldiğinde ise bu müşteri durumu netlik kazandı, zira yediklerim 51 ytl tutmuştu.

Karaköy Güllüoğlu

“Karaköy GüllüoÄŸlu’ndan baÅŸka GüllüoÄŸlu tanımayan, sadece GüllüoÄŸlu için Karaköy’e giden, yakın zamanda rahmetli olan Kayınpederim Kemal Özalp’e ithaf olunur”.

İngiltere Kraliçe’sinin uçak gemisinin de tam Karaköy’e demirlediÄŸi sırada, olta balıkçıları Kraliçe’nin gemisi ile ilgili türlü espriler üretirken, ben de öğlen Karaköy Balıkçısı‘nda enfes balık çorbası üzerine kağıtta LevreÄŸi tüketmiÅŸ ve tatlı ihtiyacımı karşılamak üzere Karaköy GüllüoÄŸlu’nun yolunu tutmuÅŸtum.

GeniÅŸ bir aileye sahip olan GüllüoÄŸlu ailesinde tahminimce tüm aile baklavacılık yapmakta. Zira çevremizde ne kadar çok GüllüoÄŸlu var. Nejat, Faruk, Nuray, Mehmet GüllüoÄŸlu baklavacıları. Bunlar benim bildiklerim. Nadir ve Ömer ise Babalarının yanında kalmışlar. Burasının lezzet farkının yanında logosu da, diÄŸer GüllüoÄŸlu Baklavacılarından ayırt edilmesini saÄŸlıyor. DiÄŸerlerinde geleneksel olarak “Hitit GüneÅŸi” kullanılırken, Karaköy GüllüoÄŸlu, “Galata Kulesi” kullanmakta. Nedendir bilmiyorum ama; maÄŸazanın alamet-i farikasına (Melih Gökçek’e benzerliÄŸi yüzünden beni irrite eden) Nadir Güllü’nün siluetini de eklemisler.

Ama Karaköy GüllüoÄŸlu’nun yeri baÅŸka. Åžubesi yok. Üretim ve yönetim kurulduÄŸu günden beri Mustafa Güllü’de. Hatta aÅŸağıdaki fotoÄŸrafta arkada kasada silik ÅŸekilde görünen kiÅŸi ta kendisi. İşini bu derece seven bir patronun elinden tabii ki dünyanın en güzel baklavaları çıkmakta.

Kesinlikle midenizi kaynatmayan, şekeri tam dozunda, hıyır hıyır hatta çoğu kez daha ılık (100 metre ötedeki tesiste üretiliyor) enfes bir baklava.

Yeri ise çok kolay ve kesinlikle park derdi yok, çünkü tam Karaköy katotoparkı altında. En eski GüllüoÄŸlu olmalarına raÄŸmen, tüm domainleri diÄŸer GüllüoÄŸlu’larına kaptıran Karaköy GüllüoÄŸlu’nun web sitesi www.gulluoglu.biz

Kaburgacı Selim Amca

Aslen bir Suriye yemeÄŸi olan “Kaburga Dolması” ile Diyarbakır’da 1982′de iÅŸe baÅŸlayan Selim amca, gördüğü talep karşısında dayanamayıp İstanbul’da ÅŸubeleÅŸmeye baÅŸlamış. Her ÅŸubenin mutfağında aileden birileri mutlaka bulunmakta. Bu yemekte kullanılan OÄŸlak eti Diyarbakır’dan gelmekte imiÅŸ.

Kaburga dolması diyince insanın aklına ağır bir yemek hissi gelmekte, ama öyle değil. Kaburga iç pilav ile doldurulup dikildikten sonra buharda pişmekte ve daha sonrada fırınlanmakta. Bu yüzden de yağ kokusu yok. Masaya iri bir tabakta gelen yemek garsonun mahir ellerinde kemiklerinden ve yağlarından arındırılmakta. Üzerine ise, kırmızı biberli et suyu gezdiriliyor ve size ise sadece bu leziz yemeği yemek kalıyor.

Mekanın diğer bir özel yemeği olarak sunulan haşlama içli köfte ise, beni içindeki baharatlar nedeniyle pek tatmin etmedi. Bir de sanırım haşlanıp dondurulmuş ve siparişe istinaden buharda ısıtılmakta. Zira içli köfte içinde yer yer soğuk kısımlar vardı.

Bumbar dolması ise ancak benim gibi bir gurman’ın yiyebileceÄŸi bir yemek. Yanında ayran ve nar ekÅŸili salata iyi gidiyor. Bumbar, lezzetli ama herkeze de tavsiye etmem.

Ve finali üzeri tarçınlı irmik helvası ve çay ile yapıyorum.

Genelde temiz ve hijen bir görüntü veren mekanda yediklerim için 35 ytl hesap ödüyorum.

Balıkçı Sabahattin - Cankurtaran

MYY’den 2008, dinleyiniz.

Bir öğlen iÅŸyerimde çıkan ve bir türlü alışamadığım yeÅŸil mercimek sayesinde tanıştım Sabahattin ile. Daha önce Sultanahmet civarında ne kadar çok gezdiÄŸimiz düşünülürse, bu kadar yakınındaki bu mahalleye yeterli ilgiyi göstermediÄŸimizi bu sayede farkettim. Tarihi dokusu bu kadar korunmuÅŸ bir mahalle İstanbul’da baÅŸka varmıdır bilmiyorum. Bir yanda; dar sokaklara açılan kapı önlerinde oturup dedikodu yapan kadınlar, yollarda pervasızca top koÅŸturan çocuklar, iki ya da üç masalık kahvelerde yola taÅŸan okey partileri, diÄŸer yanda ise; aslına uygun restore edilmiÅŸ eski ahÅŸap İstanbul evlerinin pansiyon ya da otele dönüşmüş hallerinden çıkan turistlerin mahalleye uyum göstermiÅŸ halleri. Onlarda sokaklarda ve kaldırım kenarlarında oturarak ellerinde haritalarla günün mütalaasını yapmaktalar. Bu manzaralar Cankurtaran’ın günlük sıradan görüntüleri.

Aslen Trilye’li olan Sabahattin, Armada’nın onardığı 1927 yapımı şık bir ahÅŸap evde hizmet vermekte. 2000 li yılların başına dek 2 arka sokakta salaÅŸ bir dükkanda hizmet vermekte imiÅŸ. 44 yıldır bu iÅŸi yapıyor. 2007 yılında Forbes dergisinin İstanbul’daki en iyi 5 lokantasından biri olmuÅŸ. The New York Times gazetesine 2 kez kapak sayfasında haber olmuÅŸ (Duvarlarında gördüğüm).

Mezeleri getirdikleri tepsi diğer balıkçılardaki gibi devasa değil. Bu mütevazi tepsi içinde damak zevkinize uygun mutlaka birşeyler oluyor. Deniz börülcesi ve lakerda çok leziz. Midyeli pilavı artık fenomen haline gelmiş. Tane tane midyeli bir iç pilav.

Ardından tekir ve irice bir tabak karışık salata ile devam ediyorum. Tekirler oldukça iri ve doyurucu bir tabak.

Etrafı şeffaf korunaklı bahçede yemeğimi yiyiyorum. Çevredeki masaların neredeyse tamamı turist. Bu ortamda bile sigara yasağı uyguluyorlar. Bu konudaki hassasiyetlerini özellikle tebrik ettim.

Yemeğin üzerine güzel bir irmik helvası ve yanındada bir top vanilyalı dondurma. Enfes bir final ve bu final size tesisin güzel bir jesti.

45 ytl lik bir hesap geliyor ama o bembeyaz masalarda aldığınız bu nezih hizmet ve lezzetli yiyecekler için değer diye düşünmekteyim.

Bir sabah baÅŸlayacağınız Cankurtaran gezinizden sonra öğlen yemegi için Sabahattin’de vereceÄŸiniz bir mola ile, akÅŸamın kargaşısından uzakta rahatça yemeÄŸinizi yiyebilirsiniz. (0 212 485 18 24)

İnci Profiterol - Beyoğlu

Yaklaşık 100 yıllık geçmiÅŸi olan bu pastane, profiterol’u sayesinde çok bilinilirlik kazanmıştır. Sanırım bu şöhreti, İstanbul’daki ilk profiterol’u yapan iÅŸletme olmasından kaynaklanıyor.

Profiterol ailecek çok sevdiÄŸimiz bir tatlı. Bir çok pastanede deniyoruz. İncide de defalarca denedim ama buradaki profiterol beni bir türlü lezzet olarak tatmin etmiyor. Batur’da ilk kez denediÄŸi İnci’den pek te memnun ayrılmadı. Sanırım İnci halen ilk reçeteye sadık kalıyor. Halbuki profiterol bir miktar evrim geçirmiÅŸ bir tatlı. Bu portalda prensip olarak kötü deneyimlerimizi paylaÅŸmasak ta, İnci için kral çıplak diye haykırmak geliyor içimden ve kendimi tutamayarak yazıyorum. Öncelikle gereksiz bir ÅŸeker tadı var. Servis hazırlanırken o profiterol zigguratın’dan çorba kaşığıyla profiterol topları dağıtılarak tabaÄŸa konmakta, tabakta krema ve pandispanya karışımı adeta mikserden geçmiÅŸ hale gelmektedir. Üzerine koydukları çikolata sosu ise ağızda yoÄŸun bir un tadı bırakmaktadır.

Tabii Pera’da böyle eski bir iÅŸletmenin yaÅŸatılması gerekmektedir. En azından kapısındaki aşınmış mermere hürmeten. İnci’nin doÄŸal konsepti, BeyoÄŸlu’nda yaÅŸatılmaya çalışan “Old City” konseptiyle örtüşmekte. AhÅŸap kapı, aşınmış pirinç kapı kolu, kare eski küçük masalar, pastane görüntüsünü tamamlayan fakat hiç satın alınmayan bir kaç tane yaÅŸ pasta, kolları kısalmış ve yıpranmış önlükleri içinde göbekli ve iÅŸletmenin emektarı olduÄŸunu belli eden garsonlar, sadece bu ortam için bile İnci’ye gelirim.

Genellikle içerisi çok kalabalık, çok talep var. Elinize aldığınız plastik tabağı ayakta ya da otursanız bile hızlı bir şekilde bitirmek zorunda kalabilirsiniz.

Lokasyonu Taksim - Galatasaray arasında yer almakta ve profiterol’un porsiyonu 5 ytl dir.

Pandeli - Mısır Çarşısı

Beyazıt’tan baÅŸlayan mini gezimizde, sahaflar, kapalı çarşı, bedesten ve ÅŸark kahvesinden sonra MahmutpaÅŸa üzerinden Mısır Çarşısına doÄŸru yöneldik.

Batur için bu gezi ilginçliÄŸini sürdürüyordu. MahmutpaÅŸa’daki o insan güruhu görülmeye deÄŸerdi. Ben bile buranın kalabalığı unutmuÅŸum. O kalabalığı yara yara Mısır çarşısına doÄŸru inerken çığırtkanların “gelll gelll ne alırsan 10 liraaa” seslerine, seyyar satıcıların sesleri karışmaktaydı. MahmutpaÅŸa’dan inerken, bir seyyar yer fıstığı satıcısına denk gelince, acıkan karnımıza hakim olamayıp 2,5 ytl lik bir torba aldım. Seyyar satıcı amca, Batur ile hasbehal ederken bende fotoÄŸraf makineme davranınca böyle samimi bir poz çıktı. Bu içten davranış baÅŸka hangi ülkede vardır ki? Batur’da bu mini gezi sırasında günlük hayatımızda kolay kolay rastlayamayacağımız bir deneyim yaÅŸamış oldu.

Batur Mısır çarşısında, çarşının ismi gibi mısırcılar hayal etmiÅŸ. Hatta çarşıya girince “Sweet Corn” satıcıları aramış. Ama Beypazarı usulu ceviz sucukları, Safranbolu lokumlarını görünce kendini kaybetti. Artık Pandeli’ye doÄŸru koÅŸar adımlarla ilerlemeye baÅŸladık.

Mısır çarşısının ismi, 18. yüzyılda Mısır’dan gelen baharatları satan dükkanların çokluÄŸundan verilmiÅŸ olsada bugün itibarıyla baharat satışı yapan 15 kadar dükkan kalmış. YeÅŸil kına, kırmızı biber, sarı kimyon ve daha da adını bilmediÄŸim bir çok baharat bir renk cümbüşü içinde dükkanların giriÅŸleri süslemekte.

Pandeli Mısır çarşının Yeni cami kapısında yer almakta. GiriÅŸ kapısının kemerinin hemen üzerinde. Bir tarafındaki camlardan Mısır çarşının içine bakmakta, diÄŸer tarafındaki camlardan ise Halic’in o doyumsuz manzarası izlenmekte. Turkuaz çini kaplı duvarları ile otantik yapısı neredeyse hiç bozulmamış. Bembeyaz kolalı masa örtüleri ise insanın içini açmakta. Menüsü ise, grafik anlamda çok güzel.

Mekan 50 yılı aÅŸkın süredir burada iÅŸletilmekte. KuruluÅŸu ise 80 yılı geçmiÅŸ. Pandeli ÇobanoÄŸlu isimli NiÄŸde doÄŸumlu Rum asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuÅŸ. Son 50 yıldır ise bay Pandeli’nin oÄŸlu Hristo ve Cemal Biberci iÅŸletmekte ve bugünlere kadar iÅŸletmenin ününü sürdürmeyi baÅŸarmışlar. Bay Hristo’nun oÄŸlu ise Atina’da bir ÅŸube açmış. İnternet sayfalarında ÅŸubenin adresi var, Pendelis sokağında. İlginç bir çaÄŸrışım.

Yoğurtlu kebap ve Patlıcanlı börek yedik.

Yoğurtlu kebapta kullanılan yoğurt hafif ekşi idi. Patlıcanlı börek ise herzamanki gibi enfes.

Ben bir türlü bu aperatif yiyeceğe börek diyemiyorum. Zira börek olabilmesi için yufkadan müteşekkil olmalı diye düşünüyorum. Fakat ağzınızda dağılan kıvamda bir yiyecek bu. Üzerindeki bir dilim döner ise çok yakışmakta. Eğer yolunuz düşerse mutlaka gelin ve tadın.

YoÄŸurtlu kebap, patlıcanlı börek, ayran ve su 38 ytl. Tuvaletlerin kapısında nostaljik bir ÅŸekilde Erkekler Helası ve Kadınlar Helası yazmakta. Bu fazlasıyla turistik iÅŸletmenin tuvaletleri, kapısının üzerindeki yazının ilerisine gidememiÅŸ durumda; yani sadece “Hela”.

Şark Kahvesi - Kapalıçarşı

Batur’un haftasonu sabahları basketbol antremanı sayesinde, bu tatil günlerinde erken saatlerde evden çıkmak zorunda kalıyoruz. Böylece sabah erken saatlerde günü yakalayabildiÄŸimiz için, bu aktiviteyi hemen her antreman çıkışı keyifli bir geziye dönüştürebiliyoruz.

Bu günün programı Beyazıt ve Kapalıçarşı. Direkt Beyazıt’a gelip Turizm İnformasyon (Cumartesi saat 11:00 den 15:00′e kadar kapalıydı, bu informasyon ofisi niçin vardır peki?) ofisinin önündeki park yerine arabamızı bırakıyoruz ve mini gezimize baÅŸlıyoruz. İÜ büyük kapısı, sahaflar çarşısında kısa bir tur yapıyoruz. Batur’a sahaf’ın ne demek olduÄŸunu izah ettiÄŸimde ise, bana bu kitapların neresi eski, bütün kitapçılarda herkez ÖSS ve OKS kitapları satmakta dedi. Sesimi çıkaramadım haklıydı. Sahafların ardından da Fesçiler kapısından Kapalıçarşıya adım atıyoruz.

Bu kapı beni hep 80′li yıllara götürmüştür. O yıllarda, bu kapıdan giriÅŸin hemen bir arka paralel sokağında kaçak yollardan Türkiyeye getirilen ürünler satılırdı. İlk Çin kes’imi, ilk Converse’imi, ilk Levi’s bluejean’ımı, ilk kayak anorağımı buradan almıştım (O Bulgar malı anorağı hala atmaya kıyamam). Fioricci ve Wrangler jean, Lacoste t-shirt ile ilk burası sayesinde tanışmıştık.

Fesçiler’den girip ilk sola girerseniz güzel bir avluya ulaşırsınız. Gün ışığını yakaladığınız bu avlulardan çarşı içinde bir çok yerde var. Üst katlarındaki o küçük altın atölyelerinde Tiffany, Bvlgari, Gucci gibi ünlü mücevher markalarının tıpkıları üretilmektedir. Bu sokağın hemen üzerindeki yola açılan bir giysi tadilat atölyesinde soluklandık. Bu sırada Mustafa bey’den hem elindeki kömürlü (gerçek wireless ütü) ütüsüyle çalışıp, hem de çarşının bugünlere gelirken yaÅŸadıklarını dinledik.

Buradan sonra tamamen ara sokaklardan devam ederek Bedesten’e vardık. Görmeyeli Bedesten’de çok hoÅŸ bir cafe açılmış. Ambiansı harika gözüküyor. Bedesten’e gelirken bir cafe daha vardı. Bedesten’de güzel bir gezi yaptık. Vitrinlerdeki o ilginç antikalar gerçekten çok güzeldi.

Hedefimiz Åžark kahvesi olduÄŸundan hızlı adımlarla hedefe vasıl oluyoruz. “Åžark” kahvesi kapısındaki “Garb’i” Illy kahvesi reklamı hoÅŸ bir tezat oluÅŸturuyor.

Yaklaşık 50 yıllık bir geçmiÅŸe sahip ve Kapalıçarşının alameti farikası olmuÅŸ bu kahve’de hemen içeride küçük bir masaya ilÅŸiyoruz. Buranın insana huzur veren bir atmosferi var. Üniversite yıllarında ders çalışmak için kullandığımız bu mekan ÅŸimdi ağırlıkla turistik bir iÅŸletme halini almış. Ben ÅŸekerli Türk kahvemi, Batur ise cappucino istiyor. Çok hızlı bir servis ile sipariÅŸlerimiz geliyor. Türk kahvesi mükemmel. Cappucino ise yanındaki çikolata sayesinde hedefini buluyor. Batur baÅŸka yerlerde niçin cappucino yanında çikolata verilmediÄŸi konusunda sitemlerini iletiyor.

Bir süre Kapalı çarşının bu meydanını boş gözlerle seyrediyoruz. O eski günlerdeki kalabalıktan eser kalmamış. Turist popülasyonu son derece azalmış. Zaten konuştuğumuz tüm esnaf ta bundan şikayetçi. Ama bu sonucu yaratan neden de gene kendilerinden kaynaklanmıyor mu? Kollarından sürüklenerek dükkanlara çekilen turistler, 10 liralık malı 30 liraya satmaya çalışan esnaf yani istikrarsız fiyatlar hep bu günkü sonucu doğuran faktörlerdi. Şimdilerde esnaf odası kurallarını oluşturmaya ve uygulamaya çalışsa da geçmişin izleri çok kolay silineceğe benzemiyor.

Buradan sonra kapalıçarşının o labirent gibi sokaklarında ve avlularında amaçsızca geziyoruz. Nihayetinde ise karnımız acıkıyor ve bu nedenle Mısır çarşısının yolunu tutuyoruz.

Sizde bu Tarihi Çarşının tadını çıkarmak için bir Cumartesinizi ayırınız. Ayrıca da ben hala Kapalıçarşının, esnafın en çok iş yapacağı gün olan Pazar günleri niçin kapalı olduğunu anlayabilmiş değilim.

Hacı Bekir - Eminönü

Ali Muhiddin Hacı Bekir ya da bildiÄŸimiz adıyla Hacı Bekir. 230 yıldır ÅŸekerleme ve ÅŸuruplar yapıp satmakta. Yaptıkları herÅŸeyi hakkıyla yapan bu tarihi iÅŸletmede kendimi gerçekten bir anda Osmanlı’da hissediyorum ve bir müze gibi geziyorum. O güzelim fındıklı, tarçınlı akide ÅŸekerleri, her türlü lokumu, enfes badem ezmeleri, lohusa ÅŸekeri, saÄŸlık kaynağı nöbet ÅŸekeri. Benim favorim ise kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri.

Demirhindi (artık pek eski tadı yok, pekmez kokuyor), turunç ve enfes limonata. Hala saf limonla limonata yapan yer sayısı pek te kalmadı. O taptaze susamlı akide şekerinden yedikten sonra, dişlerinizin arasında kalan susamlar sayesinde uzun süre o lezzeti unutmamanızı sağlıyor. Helvaları ise her gelenin kilolarla alacağı kalitede. Acıbadem kurabiyesi klasik gerçek badem ile yapılmakta. Artık bir çok pastane acıbadem kurabiyesinde, fındık kullanmakta.

ÇeÅŸitli ÅŸubeleri olan HacıBekir’in Sirkeci maÄŸazası müze gibi. O taraflara her gittiÄŸimde bir ÅŸerbet içmeÄŸe ve kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri almaya uÄŸrarım. Yolunuz düşerse siz de mutlaka bir uÄŸrayın. Yakınlarınıza biraz akide ÅŸekeri alın. Çocuklarımız bu ÅŸekerin tadından bile habersiz. Küçük bir kutu lokum, 1 ytl lik kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri, tadımlık badem ezmesi. Fiyatları çok uygun.

Hacı Abdullah Lokantası

Hacı Abdullah, İstiklal caddesinde AÄŸa camii’nden girdikten yaklaşık 60 - 70 metre kadar sonra sol kolda yer alan, 1980′lerde esnaf lokantası olarak yemek yediÄŸimiz fakat yakaladığı lezzet sayesinde turistik hüviyet kazanan estetik bir lokantadır. KuruluÅŸ yılı bile çok estetik; 1888.

Dar cepheli girişindeki duvarlar çeşit çeşit renkli komposto kavanozları ile renklenir. Sonra arkaya doğru yemeklerin sergilendiği bölüme ulaşılır. O enfes sarmalar, katmerler, güveçler, fasulyeler, çerkez tavuğu, tandır, hünkar beğendi sıralanmış siparişinizi bekliyor.

Ben bugün kuzu tandır ve cacık ile başladım. Kuzu tandır enfes bir iç pilav ile servis ediliyor. Eğer karnınız aç ise ayrıca iç pilav almakta fayda var. Tandır ise çok leziz ve ağızda dağılıyor. Diğer tandır yapan yerlerden farklı olarak kemikli servis ediliyor. Üzerine ise sakızlı muhallebi ile kapatıyorum.

Batur ise kuzu kol sarma ve yoğurt ardından da karışık komposto istiyor. Kuzu kol sarma leziz. Komposto ise bu yemeğin üzerine hem serinliği hem de lezzetiyle çok iyi geliyor.

Mekan hafif loş, oturma düzeni rahat. Arkadaki o kubbeli bölümü fazlasıyla yapay geldiğinden orayı hiç tercih etmiyorum. Tuvaletler düzenli ve yeni ama yerdeki fayans ya da mermerin üzerinin tamamı kaymayı engelleyen kıvırcık lastik ile kaplanmış, bu da temizlik hissini engelliyor. Taksim - Beyoğlu civarında lezzetli sulu yemek canınız çekerse gidilebilecek sayılı mekanlardan biri.

Orta üzeri fiyat seviyesi ile bu lezzetin karşılığını alıyorlar. Yediklerimiz 66 ytl tutuyor. İstemezseniz asla fiş vermiyorlar, kredi kartı ile ödeme yapsanız bile.

Savoy Pastanesi - Cihangir

Cihangir’de Taksim İlkyardım hastanesinin karşı köşesinde, en kolay tarifle Zümrüt fotoÄŸrafçısının hemen yanında yer alan bu pastane’nin geçmiÅŸi 1950′li yıllara dayanmakta. Şöhreti 1970′lerde hazırlamış olduÄŸu kakao kaplı pastalarla edinen ve kalitesinden ödün vermeden günümüze dek süregelen pastane, halen iki katlı mekanında hızmet vermektedir. Bu pastaneyi eÄŸer daha önce denemediyseniz önünden defalarca geçiyor ve farketmiyor olabilirsiniz. Ama eÄŸer bir kez denediyseniz, yolunuzu deÄŸiÅŸtirip uÄŸramaktan yüksünmezsiniz.

Bu öğlen Savoy’da klasikleÅŸen, ve benimde favori pastam olan, günde 3 yada 4 sefer taze olarak satışa sunulan Milföy pastası denedim. Bu yenmesi en zor pastayı denenebilecek bir çok pastanede denemiÅŸtim. Savoy, milföy için ÅŸu anda vazgeçemediÄŸim 2 pastaneden birisi. Bu kadar taze ve lezzetlisini bulmak mümkün deÄŸil. EÄŸer Milföy seviyorsanız yolunuzu Cihangir’e düşürüp Savoy’u mutlaka deneyiniz.

EÄŸer hava bugünkü gibi güneÅŸli ise dışarıda oturup, tavÅŸankanı çayınızı yudumlarken, Taksim İlkyardıma arkanızı dönerek sirenlerden sıyrılıp, Zümrüt fotoÄŸrafçısına gelen Gelin-Damat’lara bakarak, Milföy pastanızı yiyebilirsiniz.

Önceki müşterilerden kalan kırıntıları ve sigara küllüğünden dökülen külleri üfleyerek masada bir miktar temizlik yaparak oturunuz. Hijenik poşet içinden çıkan çatal bıçak seti maalesef temizlik hissi yaratmaya yetmiyor. Milföy 5 ytl çay 50 ykr.

Meşhur Filibe Köftecisi - Sirkeci

Bizim 1990 lı yıllarda keşfettiğimiz Filibe Köftecisi, o çok lezzetli köftesini 40 yılı aşkın süredir aynı mekanda yapmakta.

Bu lezzetli köfte, yapılışında etinin yıllardır aynı yerden alınması dışında herhangi bir sır barındırmıyor. Asıl sır ise köftelerin büyüklüğü ve pişirilme tarzı. Pişirmedeki hüner sayesinde pişkin ama içi sulu kalabiliyor.

Bizim ilk gittiğimiz yıllarda ocakta duran emektar Adem usta, 4-5 yıl kadar önce kendi yerini açma hevesiyle mekandan ayrıldı. (Kavacıkta oğlu ile bir yer açtı, pek temiz bir yerdi. Fakat uzun ömürlü olmadı, kapandı. Adem ustanın oğlu şimdilerde Bağlarbaşında bir yer açmış) Onun ayrılması ile çocukluğundan beri ocakta çalışan, fakat bir dönem buradan ayrılan Ziver usta ocağa geçiyor. Ziver ustanın amcaları mekanın eski ocakçılarından, o da en az onlar kadar iyi.

Sirkeci garından CaÄŸaloÄŸlu’na doÄŸru çıkarken 50 metre ileride sol kolda küçücük bir mekan. İki katlı alt katta 3 masa üst katta 4 masa kadar var. Köfte saat 14:30 gibi bitiyor. Daha fazla yapmıyorlar. Nedenini sorunca, kazan ile piÅŸen yemek ile evde küçük tencere ile hazırlanan yemekteki lezzet farkını örnek gösteriyorlar. Köfte dışında, piyaz, ayran, kola var. Yemek bitiminde ise kendi yapımları az tatlı, içinizi baymayan benim çok sevdiÄŸim revani var.

Günümüzde hala kanaatkar kalabilen bu işletmeyi mutlaka ziyaret edip o enfes köftelerden birbuçuk (1 az gelir) porsiyon yiyin, üzerine de o hafif revaniden yemenizi öneriyorum.

1,5 köfte, ayran, piyaz, revani 16 ytl.

Ankara cd. No:112 Sirkeci
0 212 519 39 76

Bu harika parçayı bir de sahibinin sesinden dinleyelim. 

Çanak - Acıbadem

Bir zamandır Acıbademdeki Çanak hakkında olumlu referanslar gelmekteydi, fakat bir türlü gidememiÅŸtik. Bugün Zafer’lerle birlikteyken yemek için Antebi’yi önerdi. Orası müsait olmadığından 100 - 150 metre ilerideki Çanak’ı denemek için fırsat doÄŸmuÅŸ oldu.

Ağırlıkla Gaziantep mutfağından çeÅŸitler içeren bir menüye sahip. Restaurant 3 - 4 bölgeden oluÅŸmakta. Kapıdan giriÅŸte, daha önceden apartmanın bahçesi olduÄŸu belli olan bir bölüm var. GeniÅŸ sayılabilecek bu alanda 20 kadar masa var. Daha sonra 1 - 2 basamakla ve ikinci bir kapı ile asıl restaurant bölümüne giriyorsunuz, hemen sağınızda sıcak yemekler, solunuzda ise tatlılar. Orada seçiminizi yapıp masanıza doÄŸru yol almaya baÅŸlıyorsunuz. Gene 3 - 4 basamak çıkıp koridorumsu bir bölgeden geçiyorsunuz 4 - 5 masa orada var, arka bölgede gene 10 kadar masa var. En önemlisi apartmanın arka bahçesi olduÄŸunu düşündüğüm bölgeyi üzerini kapatıp, “sigara içilmeyen” salon yapmışlar. 10 - 15 masa orada var. Tabiidir ki çocuk popülasyonunun fazla (aÄŸlama sesleri, kırıp dokülen tabak seslerine karışıyor) olduÄŸu bir salon, ama olsun üzerimiz sigara kokmayacak. Bu bölge özel iÅŸ yemeklerinizde kapatılabiliyormuÅŸ.

İçliköfte ile başlıyoruz. Kızarmış olan güzel ama sıradan, haşlama olanı ise Antep usulü mekik şeklinde ve üzerine tereyağ - kırmızı biber ile servis ediliyor, leziz.

Evet iki haftadır yıllardır yiyemediğim ayva yemeğinden şansım açıldı. Çanak menüsünde ayva yahnisi olarak hazırlanan bu yemek, içinde arpacık soğan ve 2 adet pirzola ile hazırlanmış.

Altıcacıklı, taze sogan ve taze sarmısaktan hazırlanmış yemeğin yoğurt üzeri servisi. Biraz sarmısak kokusu gelsede lezzetli.

Yuvalama ise lezzetli, fakat malzeme yönünden fakir.

Frik pilavı ziyadesiyle is kokmakta (daha az kokan örnekleri bulunmakta), tandır lezzetli ve ağızda dağılmakta.

Yemek olayını biraz abartınca çok güzel görünen tatlılar ve katmeri deneyemedik, bir sonraki sefere inşallah.

Restaurant bana biraz dağınık geldi, ilk servis alma ve servis hızı iyi, fakat arada verdiÄŸiniz sipariÅŸlerin geliÅŸi kabus. Menüsü Çiya’nın menüsüne bayağı benzer. Tabii her ikiside benzer mutfaklar, ama yıllardır yemediÄŸim ayva yemeÄŸini ard arda iki restaurantta da yemek bana öykünme çaÄŸrışımı yaptı. Fakat rekabet her zaman iyidir. Çıtayı yükseltir.

« Previous entries · Next entries »