2008 Mart » ArÅŸiv » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Kategori Mart, 2008

İnci Profiterol - Beyoğlu

Yaklaşık 100 yıllık geçmiÅŸi olan bu pastane, profiterol’u sayesinde çok bilinilirlik kazanmıştır. Sanırım bu şöhreti, İstanbul’daki ilk profiterol’u yapan iÅŸletme olmasından kaynaklanıyor.

Profiterol ailecek çok sevdiÄŸimiz bir tatlı. Bir çok pastanede deniyoruz. İncide de defalarca denedim ama buradaki profiterol beni bir türlü lezzet olarak tatmin etmiyor. Batur’da ilk kez denediÄŸi İnci’den pek te memnun ayrılmadı. Sanırım İnci halen ilk reçeteye sadık kalıyor. Halbuki profiterol bir miktar evrim geçirmiÅŸ bir tatlı. Bu portalda prensip olarak kötü deneyimlerimizi paylaÅŸmasak ta, İnci için kral çıplak diye haykırmak geliyor içimden ve kendimi tutamayarak yazıyorum. Öncelikle gereksiz bir ÅŸeker tadı var. Servis hazırlanırken o profiterol zigguratın’dan çorba kaşığıyla profiterol topları dağıtılarak tabaÄŸa konmakta, tabakta krema ve pandispanya karışımı adeta mikserden geçmiÅŸ hale gelmektedir. Üzerine koydukları çikolata sosu ise ağızda yoÄŸun bir un tadı bırakmaktadır.

Tabii Pera’da böyle eski bir iÅŸletmenin yaÅŸatılması gerekmektedir. En azından kapısındaki aşınmış mermere hürmeten. İnci’nin doÄŸal konsepti, BeyoÄŸlu’nda yaÅŸatılmaya çalışan “Old City” konseptiyle örtüşmekte. AhÅŸap kapı, aşınmış pirinç kapı kolu, kare eski küçük masalar, pastane görüntüsünü tamamlayan fakat hiç satın alınmayan bir kaç tane yaÅŸ pasta, kolları kısalmış ve yıpranmış önlükleri içinde göbekli ve iÅŸletmenin emektarı olduÄŸunu belli eden garsonlar, sadece bu ortam için bile İnci’ye gelirim.

Genellikle içerisi çok kalabalık, çok talep var. Elinize aldığınız plastik tabağı ayakta ya da otursanız bile hızlı bir şekilde bitirmek zorunda kalabilirsiniz.

Lokasyonu Taksim - Galatasaray arasında yer almakta ve profiterol’un porsiyonu 5 ytl dir.

Pandeli - Mısır Çarşısı

Beyazıt’tan baÅŸlayan mini gezimizde, sahaflar, kapalı çarşı, bedesten ve ÅŸark kahvesinden sonra MahmutpaÅŸa üzerinden Mısır Çarşısına doÄŸru yöneldik.

Batur için bu gezi ilginçliÄŸini sürdürüyordu. MahmutpaÅŸa’daki o insan güruhu görülmeye deÄŸerdi. Ben bile buranın kalabalığı unutmuÅŸum. O kalabalığı yara yara Mısır çarşısına doÄŸru inerken çığırtkanların “gelll gelll ne alırsan 10 liraaa” seslerine, seyyar satıcıların sesleri karışmaktaydı. MahmutpaÅŸa’dan inerken, bir seyyar yer fıstığı satıcısına denk gelince, acıkan karnımıza hakim olamayıp 2,5 ytl lik bir torba aldım. Seyyar satıcı amca, Batur ile hasbehal ederken bende fotoÄŸraf makineme davranınca böyle samimi bir poz çıktı. Bu içten davranış baÅŸka hangi ülkede vardır ki? Batur’da bu mini gezi sırasında günlük hayatımızda kolay kolay rastlayamayacağımız bir deneyim yaÅŸamış oldu.

Batur Mısır çarşısında, çarşının ismi gibi mısırcılar hayal etmiÅŸ. Hatta çarşıya girince “Sweet Corn” satıcıları aramış. Ama Beypazarı usulu ceviz sucukları, Safranbolu lokumlarını görünce kendini kaybetti. Artık Pandeli’ye doÄŸru koÅŸar adımlarla ilerlemeye baÅŸladık.

Mısır çarşısının ismi, 18. yüzyılda Mısır’dan gelen baharatları satan dükkanların çokluÄŸundan verilmiÅŸ olsada bugün itibarıyla baharat satışı yapan 15 kadar dükkan kalmış. YeÅŸil kına, kırmızı biber, sarı kimyon ve daha da adını bilmediÄŸim bir çok baharat bir renk cümbüşü içinde dükkanların giriÅŸleri süslemekte.

Pandeli Mısır çarşının Yeni cami kapısında yer almakta. GiriÅŸ kapısının kemerinin hemen üzerinde. Bir tarafındaki camlardan Mısır çarşının içine bakmakta, diÄŸer tarafındaki camlardan ise Halic’in o doyumsuz manzarası izlenmekte. Turkuaz çini kaplı duvarları ile otantik yapısı neredeyse hiç bozulmamış. Bembeyaz kolalı masa örtüleri ise insanın içini açmakta. Menüsü ise, grafik anlamda çok güzel.

Mekan 50 yılı aÅŸkın süredir burada iÅŸletilmekte. KuruluÅŸu ise 80 yılı geçmiÅŸ. Pandeli ÇobanoÄŸlu isimli NiÄŸde doÄŸumlu Rum asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuÅŸ. Son 50 yıldır ise bay Pandeli’nin oÄŸlu Hristo ve Cemal Biberci iÅŸletmekte ve bugünlere kadar iÅŸletmenin ününü sürdürmeyi baÅŸarmışlar. Bay Hristo’nun oÄŸlu ise Atina’da bir ÅŸube açmış. İnternet sayfalarında ÅŸubenin adresi var, Pendelis sokağında. İlginç bir çaÄŸrışım.

Yoğurtlu kebap ve Patlıcanlı börek yedik.

Yoğurtlu kebapta kullanılan yoğurt hafif ekşi idi. Patlıcanlı börek ise herzamanki gibi enfes.

Ben bir türlü bu aperatif yiyeceğe börek diyemiyorum. Zira börek olabilmesi için yufkadan müteşekkil olmalı diye düşünüyorum. Fakat ağzınızda dağılan kıvamda bir yiyecek bu. Üzerindeki bir dilim döner ise çok yakışmakta. Eğer yolunuz düşerse mutlaka gelin ve tadın.

YoÄŸurtlu kebap, patlıcanlı börek, ayran ve su 38 ytl. Tuvaletlerin kapısında nostaljik bir ÅŸekilde Erkekler Helası ve Kadınlar Helası yazmakta. Bu fazlasıyla turistik iÅŸletmenin tuvaletleri, kapısının üzerindeki yazının ilerisine gidememiÅŸ durumda; yani sadece “Hela”.

Şark Kahvesi - Kapalıçarşı

Batur’un haftasonu sabahları basketbol antremanı sayesinde, bu tatil günlerinde erken saatlerde evden çıkmak zorunda kalıyoruz. Böylece sabah erken saatlerde günü yakalayabildiÄŸimiz için, bu aktiviteyi hemen her antreman çıkışı keyifli bir geziye dönüştürebiliyoruz.

Bu günün programı Beyazıt ve Kapalıçarşı. Direkt Beyazıt’a gelip Turizm İnformasyon (Cumartesi saat 11:00 den 15:00′e kadar kapalıydı, bu informasyon ofisi niçin vardır peki?) ofisinin önündeki park yerine arabamızı bırakıyoruz ve mini gezimize baÅŸlıyoruz. İÜ büyük kapısı, sahaflar çarşısında kısa bir tur yapıyoruz. Batur’a sahaf’ın ne demek olduÄŸunu izah ettiÄŸimde ise, bana bu kitapların neresi eski, bütün kitapçılarda herkez ÖSS ve OKS kitapları satmakta dedi. Sesimi çıkaramadım haklıydı. Sahafların ardından da Fesçiler kapısından Kapalıçarşıya adım atıyoruz.

Bu kapı beni hep 80′li yıllara götürmüştür. O yıllarda, bu kapıdan giriÅŸin hemen bir arka paralel sokağında kaçak yollardan Türkiyeye getirilen ürünler satılırdı. İlk Çin kes’imi, ilk Converse’imi, ilk Levi’s bluejean’ımı, ilk kayak anorağımı buradan almıştım (O Bulgar malı anorağı hala atmaya kıyamam). Fioricci ve Wrangler jean, Lacoste t-shirt ile ilk burası sayesinde tanışmıştık.

Fesçiler’den girip ilk sola girerseniz güzel bir avluya ulaşırsınız. Gün ışığını yakaladığınız bu avlulardan çarşı içinde bir çok yerde var. Üst katlarındaki o küçük altın atölyelerinde Tiffany, Bvlgari, Gucci gibi ünlü mücevher markalarının tıpkıları üretilmektedir. Bu sokağın hemen üzerindeki yola açılan bir giysi tadilat atölyesinde soluklandık. Bu sırada Mustafa bey’den hem elindeki kömürlü (gerçek wireless ütü) ütüsüyle çalışıp, hem de çarşının bugünlere gelirken yaÅŸadıklarını dinledik.

Buradan sonra tamamen ara sokaklardan devam ederek Bedesten’e vardık. Görmeyeli Bedesten’de çok hoÅŸ bir cafe açılmış. Ambiansı harika gözüküyor. Bedesten’e gelirken bir cafe daha vardı. Bedesten’de güzel bir gezi yaptık. Vitrinlerdeki o ilginç antikalar gerçekten çok güzeldi.

Hedefimiz Åžark kahvesi olduÄŸundan hızlı adımlarla hedefe vasıl oluyoruz. “Åžark” kahvesi kapısındaki “Garb’i” Illy kahvesi reklamı hoÅŸ bir tezat oluÅŸturuyor.

Yaklaşık 50 yıllık bir geçmiÅŸe sahip ve Kapalıçarşının alameti farikası olmuÅŸ bu kahve’de hemen içeride küçük bir masaya ilÅŸiyoruz. Buranın insana huzur veren bir atmosferi var. Üniversite yıllarında ders çalışmak için kullandığımız bu mekan ÅŸimdi ağırlıkla turistik bir iÅŸletme halini almış. Ben ÅŸekerli Türk kahvemi, Batur ise cappucino istiyor. Çok hızlı bir servis ile sipariÅŸlerimiz geliyor. Türk kahvesi mükemmel. Cappucino ise yanındaki çikolata sayesinde hedefini buluyor. Batur baÅŸka yerlerde niçin cappucino yanında çikolata verilmediÄŸi konusunda sitemlerini iletiyor.

Bir süre Kapalı çarşının bu meydanını boş gözlerle seyrediyoruz. O eski günlerdeki kalabalıktan eser kalmamış. Turist popülasyonu son derece azalmış. Zaten konuştuğumuz tüm esnaf ta bundan şikayetçi. Ama bu sonucu yaratan neden de gene kendilerinden kaynaklanmıyor mu? Kollarından sürüklenerek dükkanlara çekilen turistler, 10 liralık malı 30 liraya satmaya çalışan esnaf yani istikrarsız fiyatlar hep bu günkü sonucu doğuran faktörlerdi. Şimdilerde esnaf odası kurallarını oluşturmaya ve uygulamaya çalışsa da geçmişin izleri çok kolay silineceğe benzemiyor.

Buradan sonra kapalıçarşının o labirent gibi sokaklarında ve avlularında amaçsızca geziyoruz. Nihayetinde ise karnımız acıkıyor ve bu nedenle Mısır çarşısının yolunu tutuyoruz.

Sizde bu Tarihi Çarşının tadını çıkarmak için bir Cumartesinizi ayırınız. Ayrıca da ben hala Kapalıçarşının, esnafın en çok iş yapacağı gün olan Pazar günleri niçin kapalı olduğunu anlayabilmiş değilim.

Hacı Bekir - Eminönü

Ali Muhiddin Hacı Bekir ya da bildiÄŸimiz adıyla Hacı Bekir. 230 yıldır ÅŸekerleme ve ÅŸuruplar yapıp satmakta. Yaptıkları herÅŸeyi hakkıyla yapan bu tarihi iÅŸletmede kendimi gerçekten bir anda Osmanlı’da hissediyorum ve bir müze gibi geziyorum. O güzelim fındıklı, tarçınlı akide ÅŸekerleri, her türlü lokumu, enfes badem ezmeleri, lohusa ÅŸekeri, saÄŸlık kaynağı nöbet ÅŸekeri. Benim favorim ise kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri.

Demirhindi (artık pek eski tadı yok, pekmez kokuyor), turunç ve enfes limonata. Hala saf limonla limonata yapan yer sayısı pek te kalmadı. O taptaze susamlı akide şekerinden yedikten sonra, dişlerinizin arasında kalan susamlar sayesinde uzun süre o lezzeti unutmamanızı sağlıyor. Helvaları ise her gelenin kilolarla alacağı kalitede. Acıbadem kurabiyesi klasik gerçek badem ile yapılmakta. Artık bir çok pastane acıbadem kurabiyesinde, fındık kullanmakta.

ÇeÅŸitli ÅŸubeleri olan HacıBekir’in Sirkeci maÄŸazası müze gibi. O taraflara her gittiÄŸimde bir ÅŸerbet içmeÄŸe ve kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri almaya uÄŸrarım. Yolunuz düşerse siz de mutlaka bir uÄŸrayın. Yakınlarınıza biraz akide ÅŸekeri alın. Çocuklarımız bu ÅŸekerin tadından bile habersiz. Küçük bir kutu lokum, 1 ytl lik kiÅŸniÅŸ ÅŸekeri, tadımlık badem ezmesi. Fiyatları çok uygun.