2007 Aralık » ArÅŸiv » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Kategori Aralık, 2007

Çiya Sofrası - Kadıköy

İlk restaurantları 1987′de Kadıköy Balıkçılar çarşısının biraz ilerisinde lahmacun ve kebapçı olarak açılmış. BidiÄŸimiz Çiya sofrası ise 1998 de 2. restaurant’ın açılışı ile baÅŸlamış. Amaç GüneydoÄŸu ve DoÄŸu mutfağındaki özgün yemeklerin unutulmamasını saÄŸlamak ve İstanbulda bu lezzeti arayan damakları mutlu edebilmek. Yani bir ideal uÄŸruna baÅŸlayan bu restaurant, kısa bir süre sonra ise 3. dükkan. Hepside neredeyse birbirine komÅŸu.

Yöresel, daha önce hiç bir yerde karşılaşmadığımız lezzetler, özellikle de güneydoğu ve doğu mutfağında yer alan yemekler. Doğudaki zor şartlarda hazırlandığı her halinden belli lezzetli çorbalar, etli / etsiz sıcak aşlar ya da güneydoğunun o enfes kebapları. Çiya sofrasında, mevsimlere hatta günlere göre değişen bir menü mevcut.

Son dönemde yediğimiz Çiya lezzetlerinden bir seçki.

Ayvalı Gerdan, çocukluÄŸumun lezzeti. Eskiden evde her kış bir kez hazırlanan bu özel yemeÄŸi, burada ilk bulduÄŸumda çocuk gibi sevinmiÅŸtim. Saat 16:00 oturduÄŸum masadan, Ayva yemeÄŸinin saat 18:00 hazır olacağını duyunca hemen kalkıp saat 18:00′a kadar çarşı içinde vakit geçirmiÅŸtim. İyiki de beklemiÅŸim, gerçekten harikulade olmuÅŸtu. İrice bir gerdan ve yanında tereyağı gibi bir yarım ayva. Özellikle o salçalı suya sinen ayva kokusu. Lütfen bu lezzete karşı önyargılı olmayın ve deneyin.

Keledoş, Van yöresinden bir ot, eser miktarda kuzu eti, nohut, fasulye, yoğurt ve kenevir den oluşan bu yemek (çorba demek daha doğru geliyor) üzerine bir miktar salçalı, tereyağlı soğan sosu dökülerek servis ediliyor. Yoğurt çorbası kıvamında bir yemek.

Frik pilavı, başka yerdekiler gibi is kokmuyor. Sanırım içinde bir miktar bulgurda var. Firik, buğday daha yeşilken yakılarak elde edildiğinden bir miktar is kokusu zaten kaçınılmaz oluyor. Ama buradaki kuzu eti ile nefis oluyor.

Analı kızlı, bir çeşit hafif ekşili köfteler topluluğu. İçinde iki ya da üç adet içli köfte benzeri ve misket büyüklüğünde yuvalama tarzı küçük köfteler ve nohut. Sanki yuvalamanın salçalı sürümü.

Zahter salatası, Zahter (bir cins çok baharlı taze kekik), nar ekşisi, nar, maydanoz, kırmızı biber ve zeytinyağı ile hazırlananıyor. Son derece baharlı bu salata kebap yanında çok güzel oluyor.

Keşkek, buğday ve tavuk etinin birlikte ezilmesi ile hazırlanan bu yemek bana kebap yanı garnitür gibi geliyor. Kebap yanında sanki bir patates püresi gibi.

Falafel, bulgur, bakla ve nohut ile hazırlanan etsiz bir köfte. Yoğurtla servis ediliyor. Çok lezzetli, tam bir vejetaryan yiyeceği.

Sıkma köfte’de etsiz bulgur ile yapılan lezzetli bir yemek.

Kerebiç, dışı irmik, içi ÅŸekerli fıstık ve yöresel bir kökten elde edilen beyaz bir köpük ile servis ediliyor, Çiya’nın leziz ve sürümü en yüksek tatlılarından.

Katmer içi şeker ve antep fıstığı üzerinde kaymak ile servis ediliyor. Kaymak bayağı az mümkünse duble kaymak ile isteyiniz.

Hatay usulü kabak tatlısı, ceviz ve tahin ile servis ediliyor. Kireçe yatırılan ve şeffaf hale gelen kabak, şekerleme gibi bir kıvama geliyor. Daha önce bir kaç kez denediğim bu kıtır kıtır kabak tatlısına bir türlü alışamadım. Ama fazlasıyla hayranı var. Bir ceviz tatlısı var ki çok hoş. Benzer şekilde domates ve zeytinin de tatlısını yapmışlar.

Hepsinin üzerine çay’dan önce, bir “demirhindi” ÅŸurubu süper gidiyor.

Çiya’nın lezzetli kebaplarına sonraki bir yazımda ayrıca yer vereceÄŸim.

Tuvalet temiz fakat tek, aracınızı eski Ptt arkasındaki katlı otoparka bırakabilirsiniz. Fiyatlar umulanın biraz üzerinde, örneğin; Ayvalı gerdan 12,5 ytl, Karışık tatlı tabağı 12 ytl, etsizler genelde 5 - 7 ytl gibi.

Son olarak; Çiya Sofrası’ndaki bu geometrik popülarite ve talep artışı (Google’da “Kanaat lokantası” 18.100 adet sonuçla, “Çiya lokanta” ise 18.200 adet sonuçla dönmekte) maalesef bazı kalite sorunlarını beraber getirmekte. Birkaç güncel eleÅŸtiri; servis elemanları ilgisiz, servis yavaÅŸ (görece hızlı ve güleryüzlü “girl in black”ler var, onların servis verdiÄŸi masaları tercih ediniz). Yemekler lezzetli fakat malzemleri gün geçtikçe azalıyor (Ya da hep bize öyle denk geliyor). Restaurant yüksek talep nedeniyle biraz bakımsız, duvarlar kirli, bardak, tabak ve çatal-bıçaklarda zaman zaman problemler oluyor.

Sultanahmet Köftecisi - Selim Usta


O çok ÅŸubeli olanlarından deÄŸil. Bir yıl kadar önce SelamiçeÅŸme eski Akbank’ın olduÄŸu yerde ilk ÅŸubelerini açtılar. Åžimdide Ankara - Çankaya ÅŸubeleri açılıyormuÅŸ. Köftesi çok özel ve güzel. Menü Köfte, Piyaz, Helva. Åžimdilerde pilav da menüye dahil olmuÅŸ. Ramazanlar da ise çorba var. Bu kadar yalın bir menüye sahip olan Tarihi Sultanahmet Köftecisi neredeyse günün her saatinde dolup dolup boÅŸalmakta. Ünü zaten yurt dışında. Sultanahmet çevresini gezen bir çok turist ellerinde, kah internetten, kah arkadaÅŸ tavsiyesi ile buranın adresi bulunmakta. İki dükkan yanındaki benzer isimli Sultanahmet köftecisi ile katıştırmamak için tembihlenmiÅŸler.

Biz her gidiÅŸimizde adam başı 1,5 köfte, ayran ve piyaz alıyoruz. Her ne kadar piyaz farsça soÄŸan demekse de, biz piyaz’ı iÅŸ hayatı yüzünden soÄŸansız tercih ediyoruz. Piyaz köfteden önce masaya geliyor. Üzerine bol pul biber ve limon eklenip köftenin geliÅŸine dek karıştırıyoruz. Köfteler geldiÄŸinde Piyaz, pul biber, limon ve zeytinyağı iyice karışmış yenmeye hazır oluyor. Köfteler herzaman çok leziz, iyi kızarmış fakat kuru deÄŸil, yanında da biber turÅŸusu. Çok lezzetli ve hesaplı.

İrmik helvası benim standartlarıma göre biraz tatlı oluyor. Fakat seveni bir hayli fazla.

Haftaiçi havanın güzel olduğu bir öğle tatilinde, önce burada köfte ve ardından mini bir Sultanahmet turu, eğer hafta sonu ise maksi bir Sultanahmet gezisi planlayabilirsiniz.

Bizim için bu mekanın bir de özel anlamı var, Selda’nın Eminönü ÅŸubesinde çalıştığı dönemde neredeyse her öğle tatilinde buraya yemek için gelir, yemeÄŸimizi yer, ardından da küçük bir Sultanahmet gezisi yapar ardından koÅŸtura koÅŸtura iÅŸe dönerdik. O dönemde kasada tonton Özcan bey adında bir bey dururdu. Bizi çocukları gibi karşılar ve öyle hizmet edilmesini saÄŸlardı.

Bu haftasonu, Köftecinin ardından Arkeoloji müzesine yürüdük. Daha önce defalarca gittiğimiz bu müzeye gidişimizin özel bir anlamı vardı. Marmaray kazılarından çıkan tarihi eserlerin sergilendiği bir bölüm oluşturulmuş.


Arkeolog kedi FatoÅŸ’ta artık turistlere poz vermekten yorgun.

Bu oluÅŸturulan bölümün tavanı tamamen bu kazılardan çıkan kırık çömlek parçalarından oluÅŸturulmuÅŸ. SöylendiÄŸine göre 1000 çuval kadar bu parçalardan varmış, bu çuvallar çıkarıldığı yere gömülmüş. İnanılmaz bir sergi mutlaka, ama mutlaka gezilmeli. ÅžaÅŸkınlıkla izledik. Bir çok yerde yolun nedeyse bir metre altından antik kalıntılar çıkıyor. Bu kazılar sırasında Bizans surları, 8 adet gemi, Theodosius limanı ve sayılamayacak kadar küçüklü büyüklü parça bulundu. Yenikapı tam bir arkeolojik kazı alanı haline gelmiÅŸ, keza Üsküdar meydanı da öyle. FotoÄŸraflarla da desteklenen sergiden blog’umla ilgili bir tabak fotoÄŸrafı yayınlıyorum. Bu tabak helenistik dönemde balık tabağı olarak kullanılıyormuÅŸ. O ortasındaki çukur bölüme sos konuluyormuÅŸ. Åžaka deÄŸil gerçek arkeolojik bilgi.

Eğer Arkeoloji müzesini gezmediyseniz mutlaka gezmelisiniz. İstanbul Arkeoloji Müzesi, dünyada gezdiğim bir çok, çok ünlü müzeden daha zengin. Balkanlar, Afrika, Anadolu, Mezopotamya, Arap yarımadası ve Afganistan gibi Osmanlı sınırları içinde yer almış bölgelerden toplanan 1 milyona yakın eserle dünyanın önde gelen müzeleri arasında bulunmakta.

Tarihi Karaköy Balıkçısı

Karaköy Tünel civarında yer alan bu mekan gerçektende tarih kokmakta. 1923 ten beri hizmet vermekte olan balıkçı, son 17 senedir aynı işletmeci tarafından yönetilmekte. Girişinde iki masa, üst katında ise 5 -6 kadar masa var. Küçük ve basık tavanlı bir mekan yani biraz klastrofobik bir yer. O küçücük mekanda her milletten insan var. Rezervasyon yok, gelen yer varsa oturuyor. Aşağıda açıklayacağım lezzet ve hacim sebepli olarak; bir miktar beklemeden oturmak pek mümkün değil.

Daha girişinde o nostaljik havası ile insanı etkileyen bir görüntüsü var. Dışarıdan cumba şeklindeki camekan içinde balıklar çok hoş bir şekilde teşhir ediliyor. İçeri girer girmez hemen solunuzda ızgara ve balıklar yeralmakta. Yukarı çıkan dap daracık merdivenlerin hemen yanındaki bir karatahtada günün menüsü ve yanında da fiyatları yer almakta. Yani sürpriz yok. Biten ürünün üzeri tebeşirle hemen çiziliyor. Geç kalmanız halinde bir çok çizikle karşılaşabilirsiniz. Zira mekan saat 15:00 da kapanıyor ve saate kadar ellerindeki herşey bitmiş oluyor.

Bu tip balıkçıları çok seviyorum. Meze seçme derdi yok. Ağzınızın tadıyla balık ve salatanızı yiyiyorsunuz. Hele ki balıklar buradaki gibi çok lezzetli ise.

Saat 13:00 civarında masaya oturuyoruz. Garsonumuz Muhsin bey herzamanki gibi güleryüzü ve özenle briyantinlenmiş saçları ile aceleyle aşağı yukarı koşuşturmakta. Çevremizde İtalyanca ve İngilizce konuşulan masalar var. İtalyanların olduğu masada; içlerindeki Türk iş adamına yediklerinin güzelliği ve lezzetini mütebessim bir şekilde vücut dillerini de kullanarak anlatmaktalar. Muhsin bey sipariş almaya geliyor, maalesef her zaman içtiğimiz o harikulade balık çorbasından kalmamış. Biz israrcı oluyoruz ama nafile yok. Halbuki bizden 1 - 2 dakika önce sipariş veren yan masamızdakiler höpür höpür çorbalarını içiyorlar. Ahh 5 dakika önce gelseymişiz biz içecekmişiz (Onlara da yarımşar porsiyon vermişler, yani kazanın dibi imiş).

Neyse ben mekanın spesyali kağıtta levrek (pek fotojenik olmayan bir tabak ama çok çok leziz), Selda ise Lüfer ızgara yiyiyor.

Ortaya bir yeşil, bir de roka salatası geliyor. Ve buraya özel o minyatür ekmekler. Buradaki kağıtta levreği yemeniz halinde, dışarıda yapılan hiç bir levreği beğenmiyeceğiniz kesin. Muhteşem lezzetli oluyor. Mutlaka denemeniz gerekir. Lüfer ise irice ve tam formunda pişirilmiş. Hepsiniz üzerine fıstıklı helva (o bile çok taze ve lezzetli) ve komşu kahveden tavşan kanı çay. Hesap ise 47 ytl.

Bu gizli kalmış lezzet ÅŸahikası restaurant’ı denemenizi ÅŸiddetle öneririm.

AÅŸağıdaki “Google Map” linkinden tam yerini görebilirsiniz. EÄŸer aracınızla geliyorsanız KardeÅŸim sokağına sapmadan 20 metre önce küçük bir otopark var. EÄŸer ÅŸansınız varsa yer bulabilirsiniz. Sakın olaki yola bırakmayın ya aracınız çekilir ya da okkalı bir ceza yiyebilirsiniz. Lezzeti ile olduÄŸu gibi, hızlı servisi ile de yıldız alan bu küçücük mekanın tuvaleti de tertemiz, kredi kartı geçmiyor, içki servisi yok ve pazar günleri kapalı.

Dip not: Lütfen yazılarınızı okurken, eÄŸer PC’nize speaker baÄŸlı ise yukarıdaki player’a basıp, seçtiÄŸim sürpriz parçaları dinleyiniz. Bu seferlik sürpriz’i bozuyorum; 1998′de aramızdan ayrılan YaÅŸar Güvenir üstadın briyantinli saçları (servis yapan Muhsin bey’den çaÄŸrışım yaptı) ve kalın gözlükleri ardındaki romantik dünyasını yansıtan nostaljik Türk filmi tadında bir parça: “Sensiz saadet neymiÅŸ” dinleyiniz.

Bambi Büfe - Taksim

Taksim civarında, sinema, tiyatro ya da bir meyhane; konser, alışveriÅŸ ya da bir seminer’den çıkmışsanız ve karnınız açsa ya da ayılmaya ihtiyacınız varsa, buluÅŸma noktası arıyorsanız, adres Bambi Büfe.

Son yıllarda geometrik bir büyüme gösteren bu büfe, daha önce baÅŸka büfelerde yemediÄŸiniz çok deÄŸiÅŸik lezzetli tadlar sunmakta. Adeta bir füzyon büfesi. Artık ÅŸubeleri, kuruyemişçi ve kokoreççileri var. Hatta taklitleri bile var. Bütün tostları çok güzel olan Bambi’nin, dilli - kaÅŸarlı tostu takdire ÅŸayan bir lezzet.

Döner-kaÅŸarlı dürümün tost makinesinde basılmışı ise fast-food’da innovatif bir çalışma.

Islak hamburger, peynir ekmek gibi sürümü olan bir ürün. Sadece 1,5 ytl. Yanına da eğer ayran ya da kola dışında sağlıklı birşeyler arıyorsanız; Atom (çok karışık meyva suyu) ya da envayi çeşit taze meyva suyu var.

Batur’la Baba - OÄŸul gittiÄŸimiz Fazıl Say ve Moldova’lı çıplak ayaklı kemancı Patricia Kopatchinskaja’nın CRR konserinde harika bir dinleti yaÅŸadık. Çok neÅŸeli bu iki sanatçı, ruh hallerini konser atmosferine çok iyi yansıttılar. Dinleti sonunda sanki bir caz konserinden çıkıyormuÅŸ hissine kapıldık. “Odam kireç tutmuyor” türküsünün kah emprovize, kah yazılı notaya baÄŸlı çok hoÅŸ bir yorumunu yaptılar. Bir de Gershwin medley’i ve bis’teki her iki sanatçının ayrı ayrı gösterdikleri performans vardı ki, bunlar da harikulade idi. Konserde Halit’e de rastladık ve çıkışta hepberaber Bambi’ye gittik. Burada karnımızı bu enfes tost ve dürümlerle doyurup öyle eve döndük.

Kredi kartı geçmiyor, hızlı park için önünde ücretsiz 3 araçlık cep var (ama genelde dolu olur) ya da 50 metre ileride Taksim Sanat Evi karşısındaki kaldırım üzeri var ama anahtarı TSE’nin valesine bırakmanız gerekmekte.

Vefa Bozacısı

Anneannem’in gençliÄŸinde -yani 1920 li yıllarda- gittiÄŸi, daha sonra Annem, Teyzem ve Dayım ile de gidip onlarıda alıştırdığı Vefa bozacısı, Ailemizde boza geleneÄŸinin oluÅŸmasında önemli bir rol oynamıştır.

Bizim çocukluğumuz ve gençliğimizde ise her kış, öncelikle Vefa bozacısından 3 - 4 litre kadar boza alınırdı. Hepimiz bu bozadan kapış kapış içerdik. Son bardak ise maya olması için saklanır ve daha sonra kazan kazan malzeme kaynatılır, süzülür ve son bardak maya olarak bu karışıma katılır ve mayalanması için bekleyiş başlardı. O karışım mayalandıkça uzaylıların bir içeceği gibi dibinden iri kabarcıklar oluşturur ve bu kabarcıklar ağır ağır yüzeye doğru harekete başlardı. Yaklaşık 2 - 3 gün sonra konu komşuya dağıtılacak kadar çok bozamız olurdu. İşte bu dönemde her okuldan gelişimizde üzeri tarçınlanmış ve leblebi serpilmiş bardaklar mutfak tezgahı üzerinde bizi bekler bulurduk.

O soÄŸuk kış gecelerinde soba başında toplaÅŸmış, radyoda radyo tiyatrosunu dinlediÄŸimiz saatlerde, dışarıdan bozacı geçerdi ve “iiiiiiebuuzzzzuaaaakkk ooaaaydibooooza” gibi birÅŸeyler söyleyerek ellerindeki güğümlerle bozalarını satmaya çalışırlardı. Hiç almadık ama bu müzikal bir ahenk içinde olan bağırış ÅŸekilleri İstanbul’un her yerinde aynı idi. Aynı bozacının bir gecede İstanbulu dolaÅŸması mümkün olmadığına göre demek ki bu iÅŸin raconu buydu. Bu bozacılar geçerken kulak kabartırdım ve asla ne söylediklerini anlayamazdım. Yıllar sonra bu raconu bozan bir bozacı daha anlaşılır bir uslupla bağırınca anladım ki “İyi Boza Koyu Boza” imiÅŸ bu sihirli sözcükler.

Selda’nın da bir boza fan’ı olmasındaki en büyük etken Annem’in evde hazırladığı boza idi. Yıllar önce Selda daha önce hiç denemediÄŸi bozayı, potansiyel kayınvalide ikram edince, ezile büzüle kabul edip içmek zorunda kalmasaydı, belkide hala boza hakkında olumsuz görüşleri devam edecekti.

Vefa Bozacısı, 1876′dan beri aile geleneÄŸi ile boza üretmekte olup, bugün içtiÄŸimiz kıvamdaki bozayı formüle etmiÅŸ ve yıllardır da aynı kalitede üretmekteler. Vefa’daki bu dükkan tarihi dekorunu yıllara meydan okuyarak korumuÅŸ. Kapı giriÅŸindeki eÅŸik mermerinin saÄŸ tarafı (1.resmin 2.karesinde görülmekte) neredeyse 20 santim kadar aşınmış (herhalde geçmiÅŸte sol kapı genelde kapalı durmakta idi), kapı kolundaki pirinç aksamlar ise benzer ÅŸekilde aşınmış ve pırıl pırıl durmakta. Keza iç kısımdaki dekorasyon da 1900 lü yılların izlerini taşımaktadır. İçeri girdiÄŸinizde duvarlardaki ahÅŸap raflar üzerine sıralanmış sirke ÅŸiÅŸeleri, üzeri mermer yüksekçe bir tezgah, irice bir ahÅŸap ayna ve sevgili Ata’mızın kullanmış olduÄŸu bardak.

Mermer tezgah üzerine sıralanmış boza bardakları alıp içmenizi bekliyor. Üzerine bir miktar tarçın ve mekanın hemen karşısındaki Tarihi Vefa Leblebicisi’nden alınan 100 gr leblebi ile aÄŸzınıza layık.

Darı ve Şeker ile hazırlanan boza, son derece besleyici bir içecek olup A ve B vitaminleri açısından da son derece zengindir. Arpanın fermantasyonu ile oluşan bir içecek olduğundan, içeriğinde eser miktarda alkol oluşturmaktadır. Fakat uygun koşullarda saklanmaması halinde içindeki alkol oranı hissedilir şekilde artmaktadır. Evde yaptığımız boza gani miktarda hazırlandığından, içemediğimiz son bölümde, böyle içindeki alkol oranı artmış bir miktar boza mutlaka kalırdı.

Yazları da mutlaka denenmesi gereken taze üzüm şırası var (Vefa Bozacısı, birbirlerine şahitlik yapan bu iki müesseseyi bir arada barındırıyor). Sirkesi ise tortu oluşturmayan ve içilesi lezzete. Balzamik sirke, nar ekşisi ve limon sosu da deneyenlerin onayını alan ürünler.

Bu boza marketten aldığınız gibi deÄŸil, mutlaka gidiniz ve bu mekanda içiniz. Belkide ambians yüzünden insanı etkiliyor olabilir. Bardak 2 ytl, 1,5lt’si (6 bardak) ise 9 ytl. Kredi kartı geçmiyor. Önü araç parkı için müsait.