2007 Ekim » ArÅŸiv » sofra.com
ana sayfa e-posta! RSS

sofra.com

Restaurant Güncesi

Kategori Ekim, 2007

Baylan Pastanesi - Kadıköy

Halit ve Ben ilkokula giderken (1970 - 75) Annem Kadıköy Rıhtım İş Bankasında çalışırdı. Bizi bankaya her götürdüğünde, öğlen tatiline kadar senetleri fihristlere yerleştirirdik. Ardından Annem de bu yardım karşılığında, öğlen tatilinde bizi Baylan pastanesine götürürdü. Cup Griye o zamanlardan aklımda kalan bir lezzettir.

Bugün de Fehmi lokantasından çıkışta yemek üzeri tatlı diye bakınırken, Baylan’ı görünce düşünmeden girdik. Hemen kapı giriÅŸindeki kasada oturmakta olan Bay Harry kibar bir ÅŸekilde gülümseyerek içeri davet etti. Sanırım O 1970′li yıllarda geldiÄŸimizde de bu kasadaydı. Hiç bir dekorasyon deÄŸiÅŸikliÄŸi farketmedim. Her ÅŸey olduÄŸu gibiydi. Burası 1960′lardan kalan bir Fransız Cafe’sini anımsatıyor. Sanki bir film dekoru. Kapalı bölümü geçer geçmez arka bahçeye çıkılıyor. GeldiÄŸim anda bu vaha gibi bahçeyi de anımsadım. Hatıralarım gözümün önünden geçti. Özellikle sıcak ve kalabalık bir Kadıköy çarşısından sonra burası sakin ve serin bir vaha gibi.

Oturur oturmaz ben hiç düşünmeden Cup Griye dedim, Batur ise Rokoko istedi. Cup tam aklımdaki gibiydi. Yani hiç bir deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramamıştı. İçindeki bal bademi, dondurması, fıstık ve kreması hepsi özeldi. Åžimdiki yeni moda pastanelerdeki dondurma kupları gibi, “dondurmaları doldur, aralara hazır plastik ÅŸiÅŸelerden sakız kıvamlı çilek ve çikolata soslarını boca et” bir cup deÄŸildi.

Rokoko ise geleneksel ve yıllar öncesinin o eÅŸsiz lezzetini taşımakta idi. Arka bahçede hem yorgunluÄŸumuzu attık, hem de lezzetli bir nostalji yaptık. Kapıdan çıkarken Bay Harry memnuniyetimizi sorup, Batur’a da o lezzeti çikolatalarından bir tane ikram etti. Ve biz bu kurumun yıllara ve dev pastane aÄŸlarına nasıl dayanabildiÄŸini anladık. Sanki misafirliÄŸe geldiÄŸimiz bir evden yolcu ediliyor hissine kapıldık.

Fehmi Lokantası - Kadıköy

Batur’un PSP’sine yeni oyunlar almak Kadıköy’e indiÄŸimizde, aç karnına YazıcıoÄŸlu’na girmek olmaz diye önce yemek faslına giriÅŸtik. Yaklaşık 90 yıldır Kadıköy’de iÅŸletilmekte olan ve en son 1990′lı yıllarda gittiÄŸim Fehmi lokantasına gitmek en kolayı olarak gözüktü. Zaten Batur acıktım diye sızlanırken, baÅŸka alternatif arayamadık.

Fehmi’nin kapısına geldiÄŸimizde pek tanıyamadım, zira yılların Fehmi’si giriÅŸini deÄŸiÅŸtirmiÅŸ ve isminin başına kocaman Yanyalı yazmışlar (Bende hem yazı karakteri olarak, hemde ses uyumu olarak “Konyalı” çaÄŸrışımı yaptı). Eskiden camında asılı olan Fehmi Lokantası yazısını sol tarafa almışlar. Yan dükkanı da alıp orayıda Fehmi’nin tatlı bölümü yapmışlar.

İçeri girdiÄŸimizde yemeÄŸini seçerken, Batur “Ufff hepsi de çok güzel görünüyor…” deyince sulu yemeklere imrenen çocuk sayısı çok fazla olmadığından, garson bile ÅŸaşırdı ve yemeÄŸini direkt seçti “Ben kuru fasulye ve pilav istiyorum” dedi. Ben arpacık soÄŸan yahnisi hayaliyle gelmiÅŸtim ama kalmayınca kuzu - kuskus sipariÅŸ ettim. Selda oturduktan sonra hünkar beÄŸendi sipariÅŸ etti(eser miktarda etle servis edildi). Hepimiz de çorba sipariÅŸ ettik. Brokoli, ıspanak ve mercimek çorbaları sipariÅŸ ettik. Çorbalar (Brokoli çorbasının, Fehmi’de yenesi olmadığı ve yılların mercimek çorbasının da un çorbası tadında olduÄŸu hatırlatmasıyla) ve kuru fasulye hariç diÄŸer yemekler güzeldi. Kuru fasulye ise iyi piÅŸmemiÅŸti. Sıcak yemeklerde saÄŸlıklı fındık yağı kullanıldığını gururla söylüyorlar, fakat sanırım ki yemeklerdeki genel lezzet farklılığı fındık yağından kaynaklanıyor.

Toplamda 60 ytl civarında bir hesap geldi ki, bir esnaf lokantası için yüksek sayılabilecek bir hesaptı.

Belgo - Maçka


Cuma akÅŸamı Filiz & Nejat ile birlikte NiÅŸantaşı’da buluÅŸunca, Selda ile çoktandır istediÄŸimiz Belgo’ya gitme fırsatını yakaladık. Yazında bir kaç kez gitmek istemiÅŸtik ama Belgo yazları Çıralı’da Olimpos Lodge’da ticari hayatını sürdürme kararı aldığından elimiz boÅŸ kalmıştı.

Belgo bir Belçika lokantası. Maçka’da tam reasürans pasajının Maçka tarafında. BulunduÄŸu binanın en alt katında, çekinmeyin inin merdivenleri. Ağırlıkla deniz mahsülleri ve özellikle de Midye ürünleri sunmakta. Yurtdışında tadı damağımda kalan Tencerede Midyeyi nihayet burada da yapan bir restaurant çıktı. Sanırım Ortaköyde Ertekin’in yerinde de yapıyorlarmış ama sadece haftanın bir kaç günü.

Oturur oturmaz votkalı elma suyu içerikli özel bir kokteyl sunuyorlar. Menüyü incelerken ÅŸefin önerilerini de ihmal etmeden sipariÅŸimizi verdik. Ben klasik, Selda ise domates soslu (Provance) tencere aldı. Nejat karışık deniz mahsulleri, Filiz ise “Cafe de Paris” soslu tavuk aldı. Ortaya ise karışık bir midye tabağı aldık. Tabii ki yanında da patates kızartması. Hepsi birbirinden güzeldi. Güzel bir Merlot ÅŸarap bu lezzetlerle çok uyumlu oldu. Ben midyelerin önce kabukların bir çoÄŸunu açıp içlerini sosa bırakıp, daha sonra sosu kaşıklamayı tercih ettim. Tencerenin sonunda kalan sosu ise daha bir keyifle içtim.

Özel Belçika çikolata sosu ile hazırlanan waffle’a bilenip gelmiÅŸtik, makinesinde olan bir arıza nedeniyle hevesimiz kursağımızda kaldı ama daha deÄŸiÅŸik güzel bir lezzet tattık. Bitter ve beyaz çikolatalı markiz tatlıları üzerlerindeki böğürtlenler gibi, bu güzel yemeÄŸi taçlandırarak sonlandırdı.

27/12/2007 Belgo ziyareti notu; arızalı waffle makinesi henüz yenilenmemiÅŸ, yukarıdaki yazının üzerinden 65 gün geçmiÅŸ ve hala waffle yok. Tatlı olarak bitter çikolatalı Markiz’e talim ettik.

Çesta Mantı - Göztepe

Çesta, artık Kadıköy yakasının eski mantıcılarından sayılabilir. 1989 yılında Erenköy Lise sokakta kurulmuş, 1991 de ise Çiftehavuzlar şubesi açılmış. Biz Çiftehavuzlar şubesinin açılışıyla tanıştık. O gün bu gündür ise Sezgin hanımın bir an bile gözünü üzerinden eksik etmediği şubelerinde mantı ve çiğ börek keyfi yapmaktayız.

İlk gün yediğimiz mantı ve çiğ börek halen aynı lezzette. Hiç değişmedi. Hatta acur ve kornişon turşuları bile.

Değişenler ise; Oldies but goodies tarzı bir müzik hiç değişmezdi, artık yok (iyiki de yok); Eker ayranı cam şişeden, plastik kutuya geçti, bir de hatırlayanlar bilir hesap minyatür bir sandık içinde gelirdi (hala öyle geliyor) ve içinde mutlaka birkaç misket ve minyatür şemsiye olurdu. Batur hala söyler; fazladan artık salata var (acemi gelin salatası güzel), içli köfte, çorba ve bazen tatlı.

Sonuç olarak, iyi mantı ve içine yağ çekmemiş nefis kıymalı bir çiğ börek için adres Çesta.

Güzelcehisar - Otağtepe

İstanbul boÄŸazını, Anadolu hisarı sırtlarından kuÅŸbakışı görüp, güzel bir çay içip yanında da güzel bir mozaik pasta yemek isterseniz; adres tek. Karşınızda Rumeli, altınızda Anadolu hisarı ve önünüzde sanki bir nehir gibi kıvrılarak uzayan İstanbul boÄŸazı. Yabancı misafirlerimizi sürekli bu mekana götürürüz, genelde İstanbul’un diÄŸer turistik yerlerine göre daima daha çok ilgi çeker.

Arefe günü Batur, Mertlere gidince bizde yarım günlük mesai ardından boÅŸluÄŸa düştük. Güzel havadan da faydalanıp OtaÄŸtepedeki Güzelcehisar Cafe - Restaurant’a gittik. DeÄŸiÅŸmezimiz olan mozaik pasta ve çaylarımızı sipariÅŸ ettik. Dışarıda baÅŸlayan keyif, havanın soÄŸumasıyla birlikte panoramik manzaralı camlarıyla iç mekana taşındı.

Bu kez mozaik pastanın üzerindeki çikolata sosunu abartmışlardı. Zaten oldum olası o plastik şişelerden sıkılan erimiş sakız kıvamındaki çikolata soslarından haz etmemişimdir. Aman diyeyim mozaik pasta siparişi verirseniz, o güzelim ev pastasını çikolata sosuyla rezil etmelerine izin vermeyin.

Ben mozaik pastayı lüpletirken, Selda ise yarın, yani bayramın birinci günü için harita elinde planlar yapmaktaydı. www.yinedustukyollara.com

Balık, fast food ve hertürlü ızgara da olan tesiste fiyatlar yüksekçe. 1 Mozaik pasta ve 2 çay 15 ytl. Çocuk oyun alanı ve rahat bir otoparkı var. Otağtepe muhteşem çıkmazında.

1/8/2009 Düzeltme notu: O güzelim mozaik pasta artık yok, daha doğrusu mozaik pasta diye bisküvi, incir, kuru kayısı ne olduğunu çok iyi anlayamadığım bir dolgu malzemesiyle hazırlanmış bir şey geliyor. Hiç ama hiç yenesi bir şey değil.

Adana Asmaaltı - Selamiçeşme

Selda’nın çocukluÄŸunun Adana’da geçmesi nedeniyle, evlendiÄŸimiz günden beri içinde Adana kelimesi geçen tüm tesisleri denemiÅŸliÄŸimiz vardır. Asmaaltı ile de bu nedenle 1989 yılında minibüs yolu üzerindeki küçücuk ilk dükkanında tanışmıştık (Kazasker de, Kadıköy istikametine doÄŸru saÄŸda, ÅŸu anda da orada bir balıkçı var sanırım). Daha sonra 1995 lerde SelamiçeÅŸme Asmaaltı açılınca banko yemek noktamız haline geldi. En sonda Kazasker’deki büyük olanı açıldı. Fakat sonra Kazasker ve SelamiçeÅŸme ayrıldı. Biz bu ayrımdan sonra bir kaç kez denediÄŸimiz Kazasker’i tercih etmedik. SelamiçeÅŸme daha sıcak geldi. Hala SelamiçeÅŸme Apo’nun yeri favori kebapçımız.

Kebapları mükemmel, ciğer harika, lahmacun ve çiğ köfte de çok güzel. En önemlisi içli köfte ise haşlama ve süper. İncecik dışı ve geleneksel içi ile denemeye değer.

Çalışanlar ise son derece dozunda samimiyet ile tekrar ziyaret için gerekli ortamı yaratmaktadır. Zaten en az 3 yada 4 garson işin başından beri orada.

Batur’u doÄŸumundan beri bildiklerinden, bizi daha yolun başından gördüklerinde acısız birbuçuk kanatı ızgaraya koyarlar.

Selda’nın “bici bici” israrı iÅŸe yararsa, Adana’da ilkokul önünde yiyemediÄŸi “bici bici”yi İstanbul’da yiyebileceÄŸiz.

Not.1.AÄŸustos.2009: Maalesef tadilatta sandığımız Asma Altı yerine, cicili bicili Adana Dostlar kebapçısı gelmiÅŸ, ayak alışkanlığıyla bir kaç kez gittik, ama …

Poyraz - Sahil Balıkçısı

Hafta içi canınız balık çekerse sadece 15 dakikalık bir yolculukla mükemmel bir sahile ulaşıyorsunuz. Kavacık’tan viyadükler istikametine ve oradanda tüneli geçtikten sonra Akbaba istikametine devam ediyorsunuz. Yolda Poyrazköy levhalarını takip edin, en son olarakta Poyrazköy plajlar dan girin.

Orada 2 -3 adet balık lokantası var. Hepside güzel. Biz sıklıkla Sahil Balıkçısına gidiyoruz. Poyraz’a ilk zamanlar Naz - Murat ile gitmeye baÅŸlamıştık. Fakat sonraları buranın dinginliÄŸini çok sevdik, artık diÄŸer arkadaÅŸlarla, anne-babalarla, tek başımıza sürekli gidiyoruz. Kutlama deÄŸer birÅŸey olunca, kafamız bozulunca ya da hiç bir neden yokken, yani herzaman çok güzel.

Küçük bir balıkçı kasabası olan Poyraz’a aman yazın hafta sonları gitmeye tevessül etmeyiniz çok kalabalık. Hafta içi ve cuma akÅŸamları için ideal ya da deniz mevsimi bitiÅŸinden sonra hafta sonlarıda mükemmel. Bugün de o mükemmel günlerdendi. Ece ve Selge ile geldiÄŸimiz Poyrazda, yemekleri beklerken Selge ve Batur hemen önündeki 15 20 dakikada bir araba geçen yolda uyuklayan köpeklerin ve balıktan gırk gelmiÅŸ tok kedilerin hemen önünde voleybol oynadılar, ardından sahilde yürüdüler.

Ben hamsi istarvit, Selda tekir, Ece ve Batur ise Levrek istediler, Selge ise karnını önden kalamar ve karides ile doyurdu.

Mısır ununa bulanıp kızartılmış küçük balıklar çok güzeldi fakat levrek herzamanki gibi olmayıp, kupkuru olmuştu. Pek yenesi değildi. Zaten masaya konan o mis gibi maksi boy salata hepimizi bir miktar tıkamıştı.

Yazın bu son güneşli günlerinde gün batımına yakın gitmeniz halinde, doyumsuz bir manzara izleyebilir, balıkçıların limandan çıkışlarını görebilir, çocuklarınızla spor yapabilir, teknelerini kışa hazırlayan balıkçılarla sohbet edebilir ve en önemlisi karnınızı bu harika aktiviteler eşliğinde güzel bir şekilde doyurabilirsiniz.

Fırat Dürümevi

Yaklaşık 10 senedir müdavimi (açıldığı ilk gün olan 1998′den beri) olduÄŸum Fırat Dürümevi, kanımca ÅŸehrin en iyi dürümünü yapmakta.

Muhtelif dürümcüleri sürekli deniyorum, fakat Fırat Dürümevindeki lezzeti asla bulamıyorum. Lavaşı, adananın hazırlanması esnasında gerçekleştiğinden dürümün etrafını saran bu lezzet, çıtır ve ince olmakta. Yani hamur yemiyorsunuz. İçindeki acılı ya da acısız adananın (urfa demiyorlar) ise lezzeti ilk gününden beri değişmedi. Zira etin alındığı kasabı ilan etmekteler.

Fırat’ın ilk gününden beri (o zamanlarda 8 - 9 yaÅŸlarındaydı) orada garson çalışmakta olan emektar (herhalde artık bu payeyi kazanmıştır) Özgür’ü anmadan geçemeyeceÄŸim. Åžu anda asker ama, gidene kadar ilk günündeki enerjisiyle çalışmaktaydı ve bu tesisin bence maskotu idi.

Åžimdiye kadar birlikte gittiÄŸimiz arkadaÅŸlarımdan beÄŸenmeyen çıkmadı, Göztepe SSK’nın hemen arkasındaki caddede kalıyor. O civarda karnınız acıktı ise mutlaka deneyiniz. Tel: 0 216 566 44 77

Özsüt’te Profiterol

Dünkü dürüm sefasından sonra, Lüleci’lerle birlikte caddeye doÄŸru -tatlı ihtiyacımızı karşılamak üzere- yola koyulduk. Biz manyağı olduÄŸumuz Özsüt Profiterol isterken, dondurma eksperimiz Batur ise Mado dondurma hayalleri kurmaktaydı.

Neyse çocukları da kırmamak adına arabaları Plajyolu başına bırakıp, Madoya daldık. Batur herzamanki gibi abartı bir dondurma aldı ve Özsüt’e doÄŸru yürümeye baÅŸladık.

Özsüt’ün bir çok güzel pasta ve tatlısı yanında profiterol’unu bir kez denemenizi öneririm, ya da rejim hayalleri kuruyorsanız hiç denemeyin derim. Zira bir kez aÄŸzınızı sürmeniz halinde bırakmanız pek mümkün deÄŸil.

Hani diyeceksiniz ki İnci ya da Manolya’ya (Manolya normal ve fıstıklı da yapıyor, fıstıklıyı hiç sevemedim ama çok seveni var) haksızlık olmuyor mu? Hayır bence olmuyor. Lezzeti ise içindeki her daim taze profiterol ve onu saran harikulade çikolata sosu. Bu sosu gerçekten de çok farklı yapıyorlar. Üzerine bolca serpilen çikolata rendesi tatlıya farklı bir rayiha vermekte.